söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



Yusuf Günal - ESİR VEYA REHİNE (1)


Konuk Yazar ; Yusuf Günal

e-mail; yusufgunal@superonline.com

 

Yusuf Günal - ESİR VEYA REHİNE (1)

 

 

Geçen hafta ülkemiz için acı bir olay yasadık. Çok tartışıldı ve tartışmalar devam edecek gibi. Tartışılmalıdır da. Ben kim haklı, kim haksız tartışmalarına girmeyeceğim. Esir kelimesi beni çok gerilere götürdü, onu yazmak istiyorum. Buradan da geçen haftaki özeleştiri yazımda yer almayan başka bir konu, kürt konusu ile ilgili düşüncelerimi yazacağım.

Esir kelimesi çoğu zaman yanlış kullanılıyor. Nitekim üst düzeyde de bu yanlışlık yapıldı. Tepkiler de değişikti. Biraz da adamına göre tepki vardı. Bu tür gözaltında tutulan kişi veya kişiler iki ayrı devlet arasında olursa ancak esir denebilir. Söz konusu olayda karşı taraf bir devlet olmadığı için bu acı kayıplarımızı, şehitlerimizi sağlıklarında esir olarak nitelenemeyeceğini, rehine denebileceğini hepimiz öğrendik.

Beni bu olay çok eskilere götürdü demiştim. Evet, çocukluğumuzda rahmetli babamızdan dinlediğimiz, o zamanlar olayın tarihi önemini pek kavrayamadığımız çok ilginç anıya. O da esir derdi o düştüğü durumu anlatırken.

Babam 1901 doğumluydu. İlk eşini 50 yaş öncesi kaybeden babamın ikinci evliliğinden 4 oğlanız. Allah rahmet eylesin, kaybedeli 43 yıl oldu. Cumhuriyet kurulduğunda Güneydoğu'da askermiş. 1925 Şeyh Sait ayaklanmasında esir düşmüş. Piran'daki (bugünkü adı Dicle sanıyorum) bir olayı bastırmağa giden Jandarma bölüğü içindeymiş. İsyan başlatan Şeyh yandaşlarınca altlarındaki atları ve silahlarına el konulmuş, rehine alınmış. Yaklaşık  5-6 Jandarma eri. Babam köyde gözaltında tutulmuş, yaşlı bir karı kocanın samanlığında kalıp onlara hizmet ediyormuş. Kaçma ihtimali olmayan ıssız bir köyde, su getirmek, ateş yakmak gibi görevler. Boğaz tokluğuna. Şimdi bu acı olaydaki kardeşlerimizin yaşadıkları karşısında tutukluluk anı çok kötü geçmemiş. Tabii tutsaklık, her an başına neler gelebileceğini düşünmekle geçen korku dolu günler, geceler. İki ay kadar sürmüş bu zor durum. Yavaş yavaş isyanın bastırılacağını duyuyorlar. Kurtulma konusunda ümitleri artıyor. Sonuçta tutsak, kendilerine bir zarar verecekleri korkusu hiç kaybolmuyor. Kendilerine hizmet ettiği yaşlı kadın, babamı çok seviyor. Uysal bir genç. Onlara zarar vereceklerini öğreniyor. İşin bu kısmını anlatırken babamın gözleri yaşarır, bazen bizler de o duygulu anlara ortak olurduk. Babama evladı gibi sarılıyor ve ''İbrahim, sizi kesecekler'' diyor. Babam bunu öğrenerek yatıyor ama tetikte. Nitekim o gece yarısı, ayaklanmada görevli bir kişi geliyor ve babamları uyandırıyor. Babam sanırım ilk uyandırılanlardan, köyün meydan gibi bir yerine gelince ayakkabı, çarık neyse o günlerde onları değiştireceğim, şurada bekle diyor babama. Babam kesileceğini biliyor, nasılsa bu kötü sonuç bizi bekliyor diye köy dışına kaçıyor. Köy dışında çıtlık derdi o, sanırım şimdi şamfıstığı aşılanan ağaçların olduğu bir ormana giriyor. Dört gün, dört gece bir ağaç başında yaşıyor. Hiç inmeden. Yediği ağaç dalları, yaprakları. Dördüncü gün halsizliği artıyor ve ne olursa olsun düşüncesiyle bir kasabaya çıkıyor. O arada isyan da bastırılmış ve öylece kurtuluyor. Bu anıyı burada keserek yukarda bahsettiğim yeni  konuyu, ülkemizin karşı karşıya olduğu önemli bir siyasi konuyu daha sonra yazayım. Devamı olacak…

 

Bu makale 293 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz