söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



CUMHURİYETİ YAŞAMAK


CUMHURİYETİ YAŞAMAK

 

Cumhuriyetimizi yaşamak ve yaşatmak için önce nereden gelip bu günlere nasıl ulaştığımıza bakmak gerekir.

Birinci Dünya Savaşı zaten sürekli güç kaybeden, artık bütün dünya tarafından hasta adam olarak kabul edilip öyle tanımlanan Osmanlı İmparatorluğunun sonu olmuştu. Aslında bu son daha önce de gelebilirdi, ancak, emperyalist devletlerin imparatorluk sınırları içinde kalan zenginlikleri paylaşmada uzlaşamaması bu sonu geciktirmiştir. Zaten sonunda bu paylaşım ancak bir savaşla gerçekleşmiştir.

Zaten her iki Dünya Savaşı da bir sömürge elde etme ve paylaşım savaşlarıdır. Burada ne yazık ki paylaşılmak istenen ve de paylaşılan bizim topraklarımız olmuştur.

Bazen tek adamın, ya da küçük bir gurubun  verdiği kararlar, telafisi olmayan sonuçlara neden olabiliyor. Birinci Dünya Savaşı öncesi de ülkenin kaderinde doğrudan etkili olabilecek güce ulaşan Enver, Talat ve Cemal Paşalar belki de Trablusgarp Harbinde, Balkan Harbinde yaşadığımız kayıpları telafi edebilmek hayaliyle hayranı oldukları Almanlarla müttefik olup ülkeyi o girdaba sokmuşlar ve bu amansız savaş sonunda eldeki bütün vatan toprakları da gitmişti.

Genç ve orta yaşlı nüfus bitmez tükenmez savaşlarda telef olmuş, üstelik yüzyıllardır ihmal edilen Anadolu insanı düşmanın insafına terk edilmişti.

***

Sevgili okuyucu, Mustafa Kemal Atatürk işte böyle bir çaresizlikte ortaya çıkıp, yanmış, yıkılmış bir coğrafyada, bitip tükenme sınırına gelen bir milleti tekrar ayağa kaldırmış ve tarihte eşi görülmemiş bir Kurtuluş Savaşını zaferle sonuçlandırmıştır.

Büyük önder bu zaferin bir son değil, bir başlangıç olması gerektiği inancıyla ve bir daha milletimizin böyle durumlara düşmesini önlemek için ortak aklın hüküm vereceği, milletin kendi kendini yöneteceği Cumhuriyet  rejimini uygun görmüştür. Devletin kurucusu devlete bu yönetim şeklini uygun görmüştür. Türkiye Cumhuriyeti çok şükür ki Cumhuriyet sayesinde beka sorunu yaşamadan ve komşularına göre daha fazla gelişmişlik göstererek bu günlere geldi.

Bütün bunları bilmezsek bugünlerin kıymetini ve bu bayramların önemini de anlayamayız.

***

Yine geçmiş bayramlardan söz etmeden geçemeyeceğim.

Belediye Meydanında park ve ağaçlandırma alanları yoktu. Zaten Çarşamba pazarı da meydanda kurulurdu. Milli bayramlarımız da meydanda kutlanırdı. Katılım o kadar çok olurdu ki o zamanlar 20-25 bin nüfusu olan Söke’de meydanın dört bir yanı tamamen dolardı. Okullar da yerini alır coşkulu nutuklar atılıp şiirler okunduktan sonra herkesin merakla beklediği resmi geçit başlardı.

Sevgili okuyucu, oradan adeta bütün Söke geçmiş gibi olurdu.

Bütün esnaf odaları o geçitte yer alırdı. Üstelik traktör römorkları üzerinde berberler traş ederken, terziler dikiş dikerken, demirciler demir döverken…

Esnaf odalarının tamamı mesleklerini icra ederek geçer, adeta “bu günlere cumhuriyetle geldik” mesajı verirlerdi. TARİŞ kendi üretimi olan margarin sürülmüş sandviçler dağıtırdı. 

Köylerimizde de köy meydanlarında sabahlara kadar davul zurnalar cenk havaları çalar, insanlar coşkuyla bayramı kutlardı.

Sonraki yıllarda bu coşku giderek azalıp bayram kutlamaları adeta okullara ve bürokrasiye bırakılır oldu.  

Günümüzde yaşadığımız pandemi nedeniyle bayramları eskisi kadar çoşkuyla ve kalabalıkla kutlayamıyoruz. Ama bu virüs illeti geçip gittikten sonra milli bayramlarımızın coşkuyla ve anlamına uygun olarak kutlanabilmesi için büyük çaba göstermeliyiz. Sökeliler bu çabaya destek vermeli, tören alanını doldurup o coşkuyu birlik ve beraberlik içinde yaşamalıdır.

Bayramınız kutlu olsun. Allah milletimize bir daha kötü günler göstermesin.

 

Bu makale 1028 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz