söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



TÜRK DÜŞÜNCE EDEBİYAT'ININ ÖNCÜ VE LİDERLERİ-6


TÜRK DÜŞÜNCE EDEBİYAT’ININ ÖNCÜ VE LİDERLERİ-6

 

ONU SORGUYA ÇEKEN İSTANBUL’UN İŞGAL KUVVETLERİ KOMUTANINA: “-BEN VATANIMDA GÖREVİMİ YAPIYORUM. YA SİZ GENERAL, SİZ BU TOPRAKLARDA NE ARIYORSUNUZ?” DİYE KÜKREYİŞİ DE YAYIMLADIĞI “KARA BİR GÜN!” MAKALESİ KADAR AÇIK VE KESİNDİ!”

 

Birinci Dünya Savaşı sonunda “İtilaf Devletleri” nin  (İngiltere, Fransa, İtalya) İstanbul’a asker çıkardıkları 16 Mart 1920 kara günlerdeydi. Bir Fransız birliği bandonun çaldığı bir marşa ayak uydurarak Divanyolu’ndan geçiyordu. Bu sırada Sultan Mahmut Türbesi’nin önünde duran uzun boylu, geniş omuzlu kara sakallı bir adam elindeki bastona yüklenircesine dayanmış, bu geçişi izliyordu. İri kara gözlerinde ateşten şimşekler çakan bu adam, o anda bütün İstanbul halkının hayret, hiddet, üzüntü ve tiksintiyle karışık duygularını yağız çehresinin derin ve anlamlı çizgilerinde yansıtan bir heykel görünüşündeydi. Geçip giden Fransızların arkasından bir süre bakakalan heykel görünüşlü adam birden silkinerek hızlı adımlarla yürüdü ve Cağaloğlu’ndaki bir basım evinden içeri daldı. Hâlâ kulaklarını tırmalayan marşın uğultularıyla başına geçtiği bir masada durmaksızın yazdı, yazdı…

Ertesi gün sansürden (denetleme) kaçırılarak çıkan “Hadisat” gazetesi “KARA BİR GÜN” başlıklı baş yazısı ve altındaki Süleyman Nazif İmzasıyla elden ele dolaşıyordu. Bu bir gün önce Sultan Mahmut Türbesi’nin önünde Fransız birliğini izleyen heykel görünüşlü adam  Süleyman Nazif’ten başkası değildi. Onun hiddetten köpüren, işgal kuvvetleri komutanı karşısında:

Ben, vatanımda görevimi yapıyorum. Ya siz general, siz bu topraklarda ne arıyorsunuz?” diye kükreyişi de yayımladığı “Kara Bir Gün” makalesi kadar açık ve kesindi. 

İşte Süleyman Nazif böyle yiğit bir yazar ve aydındı. Diyarbakır’ın bu kabadayı şair ve Yazarı, hayatı boyunca bu memlekete ve millete hizmet etmiş kalemini kılıçtan daha keskin hale getirmişti. Diyarbakırlı demek, Devletine, Milletine bağlı olarak hizmet veren demektir. Diyarbakır’ın yetiştirdiği  Süleyman Nazif ve  Ziya Gökalp Diyarbakır ilimizin Türkiye’ye armağanıdırlar. Bu iki büyük Türk evladı, Kurtuluş Savaşında cephelerde ve kalemleri ile de  Türkiye’nin en güzel kurtuluş destanlarını yazmışlardır. Onlar, kalemin kılıçtan keskin olduğunu yazdıkları şiirlerle, makalelerle, yapılan mitinglerde verdikleri söylevlerle Türk ulusunun gönüllerinde hiç unutulmayacak boyutlarla yazmışlardır.

 

SÜLEYMAN NAZİF’İN HAYATI

 

Süleyman Nazif, ocak 1870 tarihinde Diyarbakır’da doğdu. Birçok aydın kişi yetiştiren ünlü bir ailenin evladıdır. Babası ünlü tarihçi Sait Paşa’dır. Süleyman Nazif ilk derslerini babasından ve çevresinin en tanınmış bilginlerinden alarak yetişti. Bu arada öğrendiği Arapça ve Farsça’dan yararlanarak Doğu Edebiyatı’nda derinleştiği kadar özel derslerle ele aldığı Fransızcasıyla da Batı Kültürünü kavradı. Çok bir genç yaştayken doğduğu şehirde devlet memurluğuna giren Süleyman Nazif o çağ Türkiye’sinde şiir ve yazılarıyla özgürlük mücadelesi yapan Namık Kemal ve Ziya Paşa gibi aydınları derin bir ilgiyle izliyordu. Böylece O usta kalemlerin etkisinde kalan genç Diyarbakır’lı, bir yolunu bularak kaçtığı Paris’te çıkarılan “MEŞVERET” gazetesinde ilk yazılarını yayımladı. Paris’te kaldığı 18 aylık süre içinde Batı kültürüyle daha yakın ilişkiler sağladığı gibi birçok Fransız düşünürüyle de tanışmak fırsatını buldu. Yurda dönüşünde, İstanbul’da kalmasını sakıncalı bulan padişah, bir bakıma “sürgün” amacı da gözeterek onu Bursa ili mektupçuluğuna (Yazı işleri Müdürü) olarak atadı. 12 yıla kadar bu görevde kalan Süleyman Nazif o sıralarda İstanbul’da yayın yayınlanan “Serveti Fünun “ dergisinde “İbrahim Cehti.” Adıyla  yazıları gönderiyordu. Böylece “Edebiyat-ı Cedide” adıyla anılan Meşrutiyet’in ilânı (1908) üzerine Bursa’daki görevinden ayrılan Süleyman Nazif, İstanbul’a gelerek Ebüziya Tevfik’le birlikte “Tasvir-i Efkâr” gazetesini kurdu. Ateşli Üslûbuyla yazdığı siyasi ve edebi yazılarının ilk örneklerini de bu gazetede yayımladı.

 Meşrutiyet döneminde yeniden devlet hizmeti kabul eden Süleyman Nazif, Basra valiliğine atandı(1909). Bundan sonra Musul, Kastamonu, Trabzon ve Bağdat valiliklerinde bulundu. Bu son görevinde bulunduğu sırada Irak’ın elimizden çıkması (1917) olayı karşısında yazdığı “Firak-ı Irak” adlı kitabı onun ünlü eserlerinden biridir. Mütarekeden sonra İstanbul’a dönen (1918) Süleyman Nazif, Canap Şahabettin’le birlikte “Hâdisat” gazetesini kurdu.

İşte yukarıda sözü edilen “Kara Bir Gün” başlıklı yazının bu gazetede yayımlanması ve İstanbul Üniversitesi’nde, İşgal kuvvetlerini şiddetle yeren bir konuşması birçok Türk aydını ile birlikte onun da İngilizler tarafından Malta Adası’na sürülmesine yol açtı(1920). İki yılı aşan bir sure Malta’da kalan büyük edip, yurda döndükten sonra yalnız emekli maaşı ve gazetelerle dergilerde yayınlanan yazılarından elde ettiği az bir gelirle güçlükle geçinmeye başladı. Çektiği türlü sıkıntılar onu bir gün yatağa düşürdü. Hastalığı sırasında büyük edibin Şişlideki evi, edebiyat ve sanat çevrelerinin ünlü kişileri tarafından sık sık yapılan ziyaretlerle dolup taştı.

Ateşli yazılarından meydana gelen bir yığın eserin sahibi, Bağdat ve Bursa gibi İmparatorluğun iki büyük eyaletinin ünlü valisi Süleyman Nazif, siyah gözlerinde pırıldayan son ışıklarında tükenmesiyle bir kış günü olan 5 Ocak 1927 yılında sonsuz uykusuna daldı. Ölürken huzurluydu vatan kurtulmuş, Cumhuriyet bayrağı özgürce dalgalanıyor ve Gazi Mustafa Kemal Paşa Cumhuriyet Türkiyesi’nin başında bulunuyordu. Edebiyat ve Sanat adamlarıyla İstanbul halkının büyük bir kalabalıkla katıldıkları Süleyman Nazif’in cenazesi, eller üzerinde Edirne kapı mezarlığına kadar götürülerek ebedi istirahat yeri olan temiz vatan toprağının bağrına gömüldü. Bu “Kara Bir Gün” yazarının ateşli ruhundan yoksun kalan, Türk Edebiyat aleminin en kara bir günüydü.

 

EDEBİ KİŞİLİĞİ VE ESERLERİ

 

Süleyman Nazif, ateşli ve sürükleyici üslubuyla milli duygularımızı şahlandıran bir sanatçı olarak tanınan bir ünlüdür. Onun bütün eserlerinde bu yüksek sanat heyacanı belirli olmakla birlikte İstanbul’un işgali yıllarında yazdığı “Kara Bir Gün” yazısıyla sanı ölümsüzleşmiş, kendisi yurt severliğin, gözü pekliğin yücelen bir anıtı olurken, derin bir gaflet uykusunda olan halkınıda bu uykudan uyandırmıştır. 15 Mayıs 1915 günü güzel İzmir Yunan ordularınca işgale başladığında, İstanbul’da yaptığı konuşmaları verdiği söylevlerle alanları titretmiştir

Bununla birlikte Malta’da kaldığı üzüntülü yıllar içinde, Kurtuluş Savaşımızın karşısında yer alan Ali Kemal’in düşüncelerini benimseme eğilimi geçirmesindeki nedenlerin çözülmesi de hiçbir zaman mümkün olmamıştır. Büyük edibin bu üzüntüyle kavrulduğu son yıllarda, Ankara’ya gitmek için duyduğu şiddetli istek ve hastalığı ve ölümü üzerine ne yazık ki gerçekleşemedi.

Mısır’da bastırdığı “Gizli Figanlar” dan sonra en tanınmış eserleri “Elcezire Mektupları”, vatan ve kahramanlık konuları ile işlenen “Batarya ile Ateş” bir çeşit ağıt değerinde olan “Fırak-ı Irak” “Malta Geceleri” ile biyografik nevinden “Süleyman Paşa”, “Namık Kemal”, “Fuzuli” ve “Mehmet Akif” dir. Bu arada bir çok makale ve şiirde yayımlamıştır. Çok güzel nükteleri de vardı. Bir dostuyla birlikte yürürken rastladıkları bir dilenciyi işaret ederek:

-Şaşıyorum, okuma yazma bilmemek gibi bir üstünlüğe sahip olduğu halde nasıl oluyor da bu adamcağız dilenmek zorunda kalıyor” diye yaşadığı çağda  aydınların içinde bulundukları ilgisizliğe değinmişti.

Bir toplantıda, ünlü şair Ahmet Haşim’in Arap olduğu öne sürülerek çekiştirilmesine dayanamıyan Nazif:

“-Aman etmeyin! Nasıl olsa Bağdat’ı kaybettik; hiç olmasa Haşim’i bize bağışlayın…” diye çıkışmıştı.

 

SÜLEYMAN NAZİF’TEN BİR ŞİİR

Dedem koynunda yattıkça benimsin ey güzel toprak,

Neler yapmış bu millet, en yakın tarihe bir sor bak.

Yerim sensin, göğüm sensin; cihanım, cennetim hep sen;

Nasıl zinde bir millet çıktı gördüm, hasta sinenden…

Evet mecruh idin; mecruh ikende vardı imanın,

Ümidin, kuvvetin, azmin, kanın, aşk-ı hurişanın.

Koşar â, koşar mazi seni tebcile minnetle,

Yerim sensin,göğüm  sensin; Cihanım, Cennetim hep sensin;

Nasıl şanlı bir millet çıktı gördüm canlı sinenden…

 

EDİTÖRE NOTUM: Bu yazı dizisinin 5 numaralısı olan Ziya Paşa yayınlanmadı. O yayınlandıktan sonra, bu 6 .sıradaki yazımı yayınla. Selamlar, kolay gelsin.

 

Bu makale 649 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz