söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



GİRESUN FELAKETİ VE SÖKE ÇAYI


GİRESUN FELAKETİ VE SÖKE ÇAYI

 

Geçen hafta Giresun’da yaşanan sel felaketi ile ilgili olarak bir yazı yazmıştım. Gazeteci  arkadaşım Zeki Kemiklioğlu arayarak o yazıdaki bir tespit üzerinden bir endişesini dile getirdi. Sayın Cumhurbaşkanımız Giresunlulara yaptığı konuşmada böyle felaketlerin elli yılda bir yaşanabileceğini  bu nedenle de öngörülemediğini ifade etmişti. Gazeteci Kemiklioğlu bu sözden yola çıkarak Söke ile ilgili endişesini paylaştı. Önce eskiden Söke Çayı ile gelen sellerden söz ederek o günleri anlattı.

“Yağmurlar yağmaya başladıktan sonra aradan 3-4 saat geçince büyük bir gürültüyle Çay yatağından sel gelirdi. Bu selin bazen canlar aldığını sen de bilirsin…”

Günümüzle ilgili endişelerini ifade eden konuşmalarını mealen aktarıyorum:

“Belli  bir yaşın üstünde olanlar Söke’deki  kambur köprünün yıkılışını hatırlar. O köprü de sel nedeniyle yıkılmıştı. Tam 53 yıl önce bu olay gerçekleşmişti. Şimdi Çay yatağını daraltıyorlar. Aradan 53 yıl geçti. Cumhurbaşkanımızın tespitine göre üç yıl  gecikme bile var. Ya eski seller tekrar oluşursa Söke bir felaket yaşamaz mı?”

O eski  yağmurların kalmadığını falan düşünsem de, benim aklım da karıştı. Allah muhafaza, su ile şaka olmaz.

***

Madem lafı Giresun ile başlattık, Giresun ile sürdürelim. Vatan toprağının her tarafı bizim için kıymetli ve kutsaldır elbette,  ama öncelikle yakın coğrafya konusunda daha kolay bilgilenebiliyoruz. Daha uzak bölgelerimiz için daha özel çabalar gerekiyor.

Karadenizli arkadaşlarım var. O bölgenin gerçeklerini iyi bilen bu konuda yapılan çalışmaları  da tartışmaları  da yakından takip eden bu kardeşlerimizden biriyle konuştum. Sel felaketinde bütün suçu dere yataklarının doldurulup konut alanı yapılmasına bağladı. Bölgede bu sel sularının bir gerçek olduğunu, bu suların akabileceği yataklara ihtiyaç olduğunu, bu yataklar insan eliyle kapatılırsa suyun yatağını geri almak için zorlayacağını, bunun için de bölgede gerçekleştirilen çarpık yapılaşma ve de yanlış uygulamalar için Mimarlar Odası  ve şehir plancılarının sayısız itirazlarda bulunup yargıya gittiklerini, çoğu kez yargıdan da destek almalarına rağmen bu uygulamaları durduramadıklarını söyledi.

Doğa ile inatlaşmamak gerekir.

Kısa vadeli çıkarlar yerine de uzun vadeli ve sürdürülebilir hesaplar yapmak gerekir. Kendimizi düşündüğümüz kadar,  hatta daha da fazla olarak bizden sonra gelecek olan nesilleri düşünmemiz gerekir.

Belki uyarılar dikkate alınsa ve akarsu yatakları için gerekli  hassasiyet gösterilse Cumhurbaşkanımızın ifade ettiği 50 yılda bir gerçekleşen sel felaketi böyle ağır hasar bırakmayacaktı. O sular binlerce yıldır akmakta oldukları yataklardan en az hasarla akıp gideceklerdi. Ama onların binlerce yıllık ayarlarını değiştirip elli yılda bir felaket beklentisi içinde olmak bana çok da doğru gelmiyor. 

Allah yardımcımız olsun. Ülkemizi ve milletimizi görünen ve görünmeyen bütün felaketlerden korusun.

 

Bu makale 912 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz