söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



YAŞAR ÖRKELİ - BEKLERKEN  (4. Bölüm)


YAŞAR ÖRKELİ -

 

BEKLERKEN 

(4. Bölüm)

 

 

 

Baştarafı önceki sayıdan

Hülya hanım:- Tanem beraber doktora gitmemiz gerekiyor, gidelim mi? Diye sorduktan sonra hazırlandılar beraber yola çıktılar. Anne heyecanlı ve  bir taraftanda merak, düşünceli, öte taraftan kız olacaklardan habersiz doktorun yoluna koyuldular. Hülya hanım yolda yürürken heyecandan ayakları titrediğinden adımını atmada zorlanıyordu. Tanem, hemen annesinin koltuk altından tuttu ona destek oldu, biraz dinlendikten sonra yola devam ettiler. Biraz daha yürüdükten sonra doktora vardılar. Tam randevu saatinde gelmişlerdi. 

Sekreter kız :- Sıra sizin Hülya hanım, dedi. Tanem annesinin kalkmasına yardım etti ve doktorun odasına girdiler. Anne kız iki ayrı koltuğa oturdular. Doktor kıza baktı. Ne söyleyeceklerini  düşündükten sonra, konuşmaya başladı:  

Doktor :-  Hoş geldiniz, güzel kız adınız nedir ? Dedi.                                                          

Tanem :- Tanem efendim, tanıştığıma memnun oldum. Annemin bir sorunu mu var, bende merak ettim ? Dedi. 

Doktor:-“Güzel kızım annenin yanına yaklaş,lütfen birbirinizin ellerinizi tutun, annenin ve senin buna ihtiyacınız var. Hülya hanım, kazayı anlatırmısın güzel kızımız dinlesin? Dedi. 

Hülya hanım:- “ Tanem, kızım, sen üç aylıktın öz annenin kucağında ve baban arabanın ön kısmında. Ben ve üvey baban arka tarafta oturuyorduk. Hep birlikte gezmeye gidiyorduk. Şehir dışına yeni çıkmıştık ki, kum yüklü kamyon aniden üzerimize geldi. Ve arabayı altına aldı. Sen, annenin kucağından, ayaklarının yanına düşmüştün. Annen ve baban çarpma sonucu oracıkta öldüler. Ben ve üvey baban hafif yaralandık. Polis ve kurtarma ekibi geldi. İncelemeler yapıldı tutanaklar tutuldu. Sen annenin ayaklarının dibinde ağlıyordun. 

Seni, ben ve üvey baban aldık hemen hastaneye götürdük. Seni incelediler ve röntgenini çektiler, sağ ayağında çarpışmanın etkisinden dolayı kırılma tesbit edildi. Ayağını alçıya aldılar. Üç aylık bakım sonucunda, sağ ayağında kısalma olduğunu tesbit ettiler. Seni biz aldık gerekli yerlere müracat ettik. Komşuların yardımlarıyla nüfusumuza geçirdik. Sen, bizim öz kızımız değilsin. Seni öz kızımız olsan belki bu kadar bakamazdık, dedi. 

 Ve hıçkırıkla ağlamaya başladı. Tanem şaşkınlık içerisinde ne tepki vereceğini şaşırdı. Çünkü kendini bildi bileli anne dediği Hülya hanımla beraber yaşayorlardı. Hatta Hüseyin bey öldüğünde ne çok ağlamıştı. El ele tutuşmalarını doktor söylemişti. Tanem ayağa kalktı Hülya hanıma öyle sarıldıki, bu güne kadar öyle sarılmamıştı. İçten gelen bir istekti bu. 

Babasını çok seviyordu: Tanem’in her istediğini alıyor, onu kucağından yere indirmez, hele onu iki koluyla sarıldığı zaman, göğsüne bastırır: canım kızım, bir tanem, yaşam kaynağım derdi. Bunları hatırladı ve gözleri yaşları belirdi. Babası ölünce günlerce ağlamıştı.

Tanem:- Anneciğim, benim annem sensin. Anne olarak seni biliyorum. Beni senden kimse ayıramaz. Senin şaka yaptığını biliyorum. Olsun  annem benim. Dedikten sonra Hülya hanımın yüzünde öpülmedik yer bırakmadı. Annesinin o üzüntülü hali, titreyen ayaklarından eser kalmadı. Doktor bile şaşkındı! Herkes sevinç içerisindeydi, doktor bile muayane ücretini almadı.   

Doktor:- Tanem, kızım çok olgun birisisin tebrik ederim. Annen gerçek bir kadının yapması gerekeni yaptı. 

Bundan sonraki hayatında mutluluklar dilerim, dedi ve kızın alnından öptü. 

Anne ve kızı neşe içinde evlerine doğru yürümeye başladılar. Pastanenin önünden geçerken, Hülya hanım baklava almak için içeri girip damadına süpriz yapmak istedi. Neşe çerisinde yemek için bir kilogram baklava aldı. Akşam Ozan’nın eve geldiğini pencereden gören Tanem, hemen evin giriş kapısının arkasında bekledi. Yaklaştığını ayak seslerinden anladı, hemen kapıyı açınca Ozan şaşırdı! 

Tanem hemen sarıldı; -Hoş geldin aşkım, seni seviyorum bir tanem, dedi. Ozan’da eşine sıkıca sarıldı:- Ben nefes alıyorsam bunun sebebi sensin, dedi.  Ve beraberce salona girince, Ozan annesinin yanına geldi;- Anneciğim seni de çok seviyorum. Sen benim öz anamsın. Sizler olmazsanız ben ölürüm. Sizler benim nefesimsiniz, dedi.

Hülya hanım, Tanem ve Ozan oturuyorlardı. Tanem çay demlemeye gitmişti. Hülya hanım:- Ozan senin annen, baban yokmu? Diye sordu.

Ozan: ”Benim annem, babam ve abim var. Babam elektrikçi, madenden (kömür) emekli, annem ev hanımı, abim havacı sağlık astsubay, Ankara gata’da görev yapıyor. Babam ve annem Didim’de yaşıyorlar.” Dedi.

 

Ozan ve eşi, annesini özel hastahaneye götürdüler. Ortapedi doktoru inceledikten sonra:- annenin sağ dizinden ameliyat olması gerektiğini, ameliyat sonrası: hastasıyla dans edeceğini, büyük ihtimalle iyileşeceğini söylemiş. 

Evde merak içinde bekleyen babası, geldiklerinde:- “baba hiç itiraz etme, annem ameliyat olacak.” Dedi. Bu durum karşısında ne diyebilirdi ki! İki gün sonra hastaneye yatırıldı. Ertesi gün saat 9 sularında ameliyat  edildi. Sevenleri geldiler. Odayı ziyaretçiler doldurdular. Doktor, en yakınlarının kalmasını istedikten sonra; Yaşar bey ve oğlu Ersan Kaan kaldı içeride. On gün sonra taburcu olacaktı. Ameliyat parasını dost bildiği kişiler tarafından çalındı.

Tekrar para temin edildi. Yatırıldı. Ev temizlendi. Hamide hanım eve getirildi. İki koltuk değneği ile zor yürüyebiliyordu. Üç ay yattı. Ameliyat hatalı yapılmıştı. Avukat kız:- “Ameliyat kameraya çekilmiştir, başka hastanede inceletelim, doktor aleyine dava açalım. Aldığımız tazminayla, başka bir hastanede tekrar ameliyat ettiririz.” Dedi. 

Hamide hanım:-“ Allah onun cezasını verir, ameliyat olmak istemiyorum,” deyince her şey çaba ve para boşuna gitti. 

O günden sonra iki koltuk değneği ile zor yürüyebiliyor. Sandalyeden başka yere oturamıyor, diz çökemiyor, sağ ayağı uzun süre hareket edemediğinden sabit şekilde kaldı, temizlik bile yapamıyor. Özürlü arabaya bağlandı: hayatını onunla devam ettirebiliyor. Böyle bütün iş eşine kaldı, o devam ettirmeye çalışıyor. Oda ayaklarından özürlü.

Ameliyattan sonra her şey değişti. Eski birlik beraberlik kalmadı. Çocuklarımız bize düşman oldu. Bunların gerçek sebebi: anne ve babanın ayaklarından sakat olmaları. Onları bu iki sakat dünyaya getirdi. Büyüdükçe bizden soğumaları, istememeleri hep bundan. Herkes sakat kalmaya adaydır. Bu gün sağlamsın yarın ne olacağını bilebilir misin?

Günlerden birgün Yaşarbey, eşiyle otururken: Hışımla içeri giren küçük oğlu, oda kapısının kenarında durdu ve sesini yükselterek:- Düşün benim yakamdan, (babasına dönerek) Allah seni ıslah etsin! Annesine dönerek:- Allah senide ıslah etsin! Sen benim öz anam değilsin. Dedi. Devamla:- Sende karına sahip çık. Bana muhtaç olmayın! Beni bir daha aramayın, buraya son gelişim, bu son görüşünüz, dedi ve öfkeli bir şekilde evden çıktı gitti.

Tam kapıdan giderken, Yaşarbey:- Oğlum, Allah beni ıslah etsin fakat, önce seni ıslah etsin. Ben suçumu bilmiyorum! Suçum varsa, Allah canımı alsın. Yoksa, Allah seni ıslah etsin, gerçekleri gör, seni belki affederim. Dedi. Ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Gücüne gitmişti adamcağızın. Sinirden titremeye başladı. Ağlaya ağlaya uyudu. 

 Eşide ağlamaya başladı. Gözyaşları içerisinde:- Yaşar, ağlama sana bir şey olamasın! Korkuyorum, (kocasının titrediğini görünce), telaşlandı. Ellerini dizlerine vurarak, bağırmaya başladı. Uyuduğunu görünce felç geçirdi sandı. Giden çocuğunun arkasından:- Allah seni bildiği gibi yapsın, diye bağırmaya başladı.

Yaşar bey eşiyle günlük konulardan konuşurken, kapı zili çaldı. İçeri Ozan girdi. Annesine dönerek:-“ Ben senin için sekiz bin tl. ameliyat parası, üçyüz elli tl. bot ayakkabı, üçyüz tl. hastaneden rapor için harcadım. Toplam sekiz bin tl. harcadım. Faizi ile beraber on bin tl. Bunu üç günün sonunda gelip alacağım.” Dedi ve hızla evi terk etti.

Yaşar bey, arkadaşlarından borç almak için görüşmelere başladı. Eşide, bayan arkadalşarı ile konuşmalarında borç istemeye başladı. Üç gün içerisinde dostlarımızdan on bin tl. temin ettik. Oğlanın gelmesini beklemeye başladılar. Ve parayı aldı hiç konuşmadan alıp gitti. İki yıl bizimle hiç görüşmedi.

İki oğlu olmuş. Yıllar sonra, büyük oğlunu alarak bize göstermeye geldi. Eşim çocuğu kucağına alacağı sırada ağlamaya başladı. Ve Ozan çocuğu aldığı gibi eşine götürdü. İkinci çocuğu yine yıllar sonra getirdi, bize gösterdi.

Oturduğumuz evimiz; hem eski hemde pişmiş. Bu eve ne eşini nede çocuklarını getirmezmiş. Hani fındık içinden çıktığı kabuğunu beğenmezmiş, derler ya!

Biz iki oğlumuzu, bu pis ve eski evde büyüttük. Ben bu evde doğdum, büyüdüm. Ben kendimi bildiğim bileli, ayaklarımdan özürlüyüm ve böylede öleceğim.

İki oğlumda sapasağlam, eşleri ve ikişer çocuklarıda sağlıklı. Allah’tan ömür boyu; sağlam ve sağlıklı olmalarını isterim. 

 

SON >>>

 

Bu makale 418 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz