söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



YAŞAR ÖRKELİ - BEKLERKEN 3. Bölüm


YAŞAR ÖRKELİ - BEKLERKEN 3. Bölüm

 

 

Baştarafı önceki sayıdan

Ozan kapağını açtı, kızın önüne doğru itiledi. Kız bir an şaşkınlık yaşadı. Yazıyı okuyunca: evet deyince, garsonlardan bir alkış koptu. Restaurantaki diğer müşteriler garsonlara eşlik edince: ortamı anladı yüksek sesle: evet, evet, evet…..    Diye bağırınca heyecan ve sevinçten gözyaşı dökmeye başladı.  

Oğlan duraksadı:- Tanem, sana sevindirici bir haber vereyim mi? Annem ve babam, bir kızımız olacak diye sevinçten havalara uçuyor. Seni ailenden istemeye gelecekler, dedi. Kız sevinçten çığlık attı. Çevredeki insanlardan utandı. Oğlana sarıldı. Allah bizi birbirimizden ayırmasın. Annesine bu sevinçli haberi vermek istediği için, telefonun numaralarını tuşlamaya başladı. Annesi telefonunu açtı, “Alo, ne oldu kızım?” dedi.

Tanem:- Anneciğim, beni istemeye geliyorlar”, demeye çalıştı, sözleri tam anlaşılmıyordu, bebekler gibi sözcükler yarım yarım çıkıyordu, sevinçten.

Annesi:-“ Kızım bu kadar heyecanlanma, kalp krizi geçirebilirsin, hele bir gelsinler!  Ben seni verecekmiyim bakalım. Benim kızımı almak bu kadar kolay mı? Dedi. Kız “ anne olur mu öyle şey, beni sevdiğim isteyecek.

Kız, oğlanın boynuna sarıldı, yanaklarını öpmeye başladı, heyecanı biraz geçince yaptığı hareketten utandı. El ele tutarak evine gitmeye koyuldular. Kız o gece sevinçten sabaha kadar uyuyamadı. Oğlan eve varınca anne ve babasına kızı isteye-ceklerini söyledi, onlarda hep birlikte sevindiler. 

27-Ağustos-2011 Cumartesi günü, oğlan bir demet çiçek yaptırdı, akşam yemeği yediler. Akşam taksi tutularak kızın evine gittiler. Oğlanın ailesini, kapıda karşıladılar. Salona geçildi. Hal hatır sorulduktan sonra, hoş sohbet ettiler. Kızın babası öldüğünden, yan komşusu Vildan hanım ve Yusuf bey’de bu güzel gecede bulunmak için oradaydılar. 

Yaşar bey:- Sebebi ziyaretimize gelince; Allah’ın emri, peygamberimizin kavliy-le, güzel kızınız Tanem’i, oğlumuz Ozan’a istemeye geldik. Ne dersiniz? 

Hülya hanım:- Gençler andlaşmışlar, bu iki sevgiliyi kavuşturmak bizim göre-vimiz. Verdim gitti! Benim bir kızım vardı, şimdi bir tane oğlum olacak, bundan daha güzel mutluluk olabilir mi?

Yaşar bey:- Benimde kızım yoktu, şimdi dünyalar güzeli kızım olacak. Şu anda dünyanın en mutlu insanlarından biriyim. Allah bu güzel anı, sevincimizi, muhabbeti-mizi bozmasın, dedi. 

Kahveler içilirken muhabbet iyice arttı. Tanem ve Ozan yanyana oturuyor; birbirlerinin gözlerinin içine bakarken; Hülya hanım ve misarleri, Yaşar ve hanımı hepsi mutluluk içinde; ileriye dönük yapılacaklarını konuşuyorlardı. Nişan takılarını, nişanın nerede yapılacağını ve öyle anlaştılar ki, sanırsınız, kırk yıllık birlikteymiş gibiydi. Nişanı uzatmıyalım çünkü oğlumuz astsubay olduğu için zamanı kısıtlı. Bunu anlayışla karşılayacağınızı inanıyoruz, dediler,mutluluk içerisinde oğlan ve ailesi evlerine gittiler.

Düğün günü (27 Ağustos 2012) saat: 20.00 olarak davetiyeler bastırıldı. Düğün Kuşadası yolu üzerindeki: “Doğa Kır Düğün Salonu” da davetlilerin gelmesiyle büyük çoşku içerisinde yapıldı. 

Oğlanın annesi özürlü olduğu için, oynayanların arasında değil,oturduğu masada ayağa kalkarak, çoşkulu bir şekilde herkesin bakışları karşısında oynadı. Kamareman oynayan annesini dakikalarca çekti. Kız tarafı ve oğlan tarafı dakikalarca oyun yerinde çeşitli oyun oynadılar. Düğün olaysız: sakin devam etti, takılar takıldı, saat gece yarısına yakın, davetliler dağılmaya başladı. İki aile birbirlerine mutluluklar dilediler.

Ozan, bir hafta sonra, Tanem’i görev yeri Hakkari’ye götürdü. Kendisi Van üze-rinden Şırnak’a otobüsle  dönerken, teröristler astsubay olduğunu öğrenmişler. Oto-büsü durdurdular. Fakat şöför kapıyı açmadı. Muavin bir yerlere telefon açtı; almaktan vazgeçtiler ve otobüs tekrar yoluna devam etti. Görev yerine geldi. Komutanına olayı anlattı.” Komutan geçmiş olsun”, diledikten sonra görevinin başına döndü. Görev yaptığı aylar içerisinde 5-6 defa terör saldırısı oldu. Günlerden bir gün konvoy ile aynı yoldan geçerken, teröristler mayın döşemişler, kendi bindiği araba değil, konvoydaki diğer arabalardan birkaç tanesi patlama sonucu hasar oluşmuş. Bir askerimiz şehit, dört askerimiz ağır yaralanmıştı.

Ozan daha sonra Şırnak’ta görev yaptıktan sonra Trabzon’a tayin oldu. Burada iki yıl görevini tamamladıktan sonra Bursa’daki askeri hastanesine tayin oldu. Şırnak ve Trabzon’da görevde bulunduğu süre içerisinde: sağlıkçı kişiyi, mayın tarama, bom-ba kursuna göndermeleri bunu anlamakta, zorluk çekiyordu. Kumutanlarının bunu anlamalarını beklemek abes ile iştigal etmek olduğunu anladı. Bursa’da  üç ay daya-nabildi. Komutanı tekrar görev yerine gelmesini istiyordu. Diyarbakır-Hendek operasyona katılmasını istiyordu. On yılını doldurmuştu. Komutanına gelemeyeceğini söyledikten sonra istifasını bulunduğu birliğine sundu. 

Sağlık bakanlığının açmış olduğu imtahana (kpss) girerek kazanarak, İstanbul’a sözleşmeli 112’ye atandı. Oradan kadrolu Afyon merkeze atandı. Eşinin tayini nedeniyle Bursa’ya atandı. Sağlık mazereti nedeniyle Aydın-Akbük’e tayin oldu. Halen bu güzel ilçemizde görev yapmakta.

Askerlikte kaldığı sürede çok zor günler yaşamıştı. Çünkü sorumlu olduğum bir manga askerin sorumlulukları benim omuzlarımda, komutanlarıma karşı sorumluluğum, bu durumda yaşarken bunalmaya başladım. 

Hele bir gün, devriye geziyorduk, askerlerim aç ve susuz, aslerim ve ben tam teçhizatlı, yaya dolaşıyoruz, üstümüzdeki yük gittikçe ağırlaşıyordu, adım atacak dermanımız kalmadı. Bir köye yaklaştık: Köylüden yiyecek istedik parasıyla vermediler. Onlara yetecek kadarmış. Köyün bakkalından sadece bisküvi alabildik. “Hani askere verilen değer bumu ? dedim. Sizler en küçük bir olayda,” bizlerden yardım istiyorsunuz!” Dedim. İşimize gelirse, “Onlar istediği zaman satarlarmış,” isterlerse satmazlarmış, keyif onlarınmış. Bende siz daha iyi bilirsiniz, dedim yanlarından ayrıldım.         

Hülya hanım, kızının balayında olmasından faydalanarak, kızına üvey olduğunu nasıl söyleyebileceğini bilmediği için yardım almak psikoloğa gitti. Ağlamaklı, Hülya hanımı gören doktor oturmasını işaret etti ve hemen sorusunu sordu. Psikoloğ:-Bu kadar üzülmenizin sebebi nedir? Dedi.  Sorusunun  karşılığında:

Hülya hanım:-“ Doktor bey, 25 yıl önce, yan komşum Suat bey ve Ayşe hanım ve bebekleri Tanem. Ben ve eşim hep beraber taksiyle giderken, karşıdan gelen  kum yüklü kamyonla çarpıştık. Suat bey ve Ayşe hanım, önde oturdukları için çarpışma sonucu öldüler. Ben ve eşim arkada oturduğumuz için; benim kolumda deri yırtılması, eşimin ayağı öndeki koltuğun sıkıştırması sonucu çatlak oluştu. Güzel Tanem’in sağ ayağında, diz altında kırılma sonucu 2 cm. kısalma kaldı. Üzüntüden derin nefes aldıktan sonra. Çok samimi olduğumuz için çocuğu biz evlatlık aldık. Onu hiç bir zaman üvey evlat olarak bakmadık, öz evladım olsa belki bu kadar sevemezdim. Şimdi kızımı evlendirdim.  Kendi beğendiği bir gençle evlendi. Fakat öz annesi olmadığımı söylemek istiyorum. Evlatlık olduğunu bilmesi hakkı. Bu konuda sizden yardım istiyorum. Dedi.Balayları bitince getirsem beraberce söylesek olur mu?” Dedi ve doktorun ne diyeceğini dikkatlice dinlemeye koyuldu.

 Doktor :-“ Kızın, öz kızınız olmadığını öğrenmeye hakkı var. Küçük yaşlarda söylenseydi biraz daha iyi olurdu.Yaşı büyüdükçe tepkisi farklı olur. İnşallah anlayışla karşılar. Çok küçük yaşlardan beri büyüttüğünüz için, anlayışla karşılayabilir. Şu an mutluluğunu bozmayalım. Ters tepki verebilir. Balaylarını istedikleri gibi yaşasınlar. Telefonlaşırız, buraya getirirsin beraberce söyleriz, dedi.

Hülya hanım, oradan ayrıldıktan sonra kızının gelmesini beklemeye başladı. Tanem, Ozan’ı annesiyle beraber oturmayı ikna etmişti.                            

Ozan:- “ Hülya hanım  benim de  annem oldu, hepimiz için daha iyi olur, annemle beraber olacağın için canın sıkılmaz,”dedi. Herkes derin bir nefes aldı. Her şey Hülya hanımın istediği gibi gidiyordu. Evlatlık olduğunu öğrenince tepkisini merak ediyordu. Balaylarından on beş gün sonra evlerine döndüler. Hülya hanım dışında herkes mutluydu. 

Tanem: -“Çok mutluyum, bir yanımda annem diğer yanımda sevgili eşim, benden başka mutlu olan var mıdır?” Derken mutluluğu yüzünden belli oluyordu. 

Ozan, sabahleyin kahvaltıdan sonra, görev yaptığı kışlaya gitmek için evden çıktı.

Devamı haftaya >>>

 

Bu makale 432 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz