söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



YAŞAR ÖRKELİ - BEKLERKEN - 2. Bölüm


YAŞAR ÖRKELİ - BEKLERKEN - 2. Bölüm 

 

Hülya hanım Tanem’e evlatlık olduğunu nasıl söyleyebilirdi ki? Şimdi söylese kız yıkılır, tam evlenme arifesinde hayata küsebilir, belkide benden nefret eder. Fakat anlatması ve Tanem’in bilmesi gerekir. Anlatsa kendi yalnız kalacak, kızın dünyası kararacak, bundan sonra yaşamasında değişiklikler olabilir. Allah’ım sen bana güç ve kuvvet ver anlatayım. Bir anlatabilsem rahatlıyacak huzura kavuşacağım. Düğünden sonra söylerim. Şimdi söylersem; yıkılır! O kaza olmasaydı evlat sahibi olamazdı ki. 

Kocası Hüseyin beyin çocuğu olmuyordu. Hep doktorlara gittiler, fakat Hüseyin beyin üreme kanallarında daralma sonucu, menilerinde canlılık yoktu, hücreleri hareketli değillerdi, bundan dolayı çocukları olmuyordu. Suat bey yan kapı dibi komşularıydı. Hem çok iyi iki dost aile idiler, hemen her yere beraber giderler, birbirlerine yardım ederler, hatta annesi  Ayşe hanım ile Suat bey, devlet ile ilgili  işlerini görmeye gidecekleri zaman Tanem’i Hülya hanıma bırakırlardı. Hülya hanım kendi öz çocuğu gibi bakırdı, çocuğa o kadar seviyordu ki; mama saati gelince gögüsleri sızlardı, sütü gelmesede yine de gögüs ucunu çocuğun ağzına verip emzirirdi. Bebek, memeden süt gelmediği için ağlardı. Hülya hanımda ağlardı. Hemen bebeği yatağına yatırır, acele mama hazırlamaya mutfağa giderdi. Tanem’i adeta özümsemişti. Onu koklarken bir çiçeği koklar gibi kokluyordu. Bu duygular içerisindeyken evlatlık olduğunu anlatabilirdi? Allah’ım anlatmadan önce canımı alda: bu ızdıraptan kurtulayım diye Allah’a dua ederek yalvarırdı.  

Hülya hanım:-  Kalk kızım, yatağına yat, yarın daha detaylı konuşuruz. Dedi. Sabah  kahvaltısı sevinçli ve heyecanlı konuşmalar, gülüşmeler ve neşe içinde yediler içtiler. Tanem:-  Anneciğim ben sofrayı toplarım, sen salona geç otur, ben hemen geleceğim, dedi. O gün Tanem hep  Ozan’dan bahsetti. Boyu boyuna uygunmuş, gözleri kendisinin ki gibi renkliymiş, çok yakışıklıymış, ayaklarından özürlü değilmiş, Söke’de askeriyede astsubaylık yapıyormuş, ben ne zaman istersem arayabilirmişim, buluşma günleri hafta sonuymuş,  ben ayarlıyacakmışım. Hiç durmadan anlatıyordu. Hülya hanım, aynı sözleri dinlemekten sıkıldı, fakat kızının kalbini kırmak istemiyordu. 

Tanem:- Anneciğim bu cumartesi günü buluşmaya gidebilirmiyim? Diye sordu. Annesi, “gidebileceğini fakat dikkatli olmasını,” söyledi. İzin alınca hemen telefonla Ozan’ı aradı. Cumartesi günü saat 13’te görüşebiliriz, diye randevu aldı. Günler geçmek bilmedi. Neler konuşacaklarını düşünmeye başladı. Sadece  adını ve subay olduğunu biliyordu. 

 

Tanem, sabahleyin kalktı kahvaltısını yaptı. Randevu almıştı, doğru kuaföre gitti. Saçlarını yüzünü meydana çıkarak şekilde kestirdi. Açık kırmızı ruju ince dudaklarına sürdü, allıkları yanaklarına sürdükten sonra açık mavi tişörtünü ve eteğini giydikten sonra buluşma yerine gitmeye koyuldu. 

Ozan, sakal traşını oldu. Kot pantolonu giydikten sonra beyaz gömleğin yakasını düzeltti. Spor ayakkabılarını nemli bezle temizledikten sonra ilk tanıştıkları buluşma yerine doğru yola koyuldu. İlkbaharın sonlarıydı, rahat giyinebilirdi. 

Söke parkına vardığında henüz Tanem gelmişti. Elinde tek kırmızı gülle beklemeye başladı. Beş dakika henüz dolmamıştı ki, Tanem karşıdan geliyordu. Ozan oturduğu yerden kalktı. Yanına yaklaştığı anda:- Hoş geldin.  Bu ne güzellik! Seni gördüğüme memnun oldum. Senin kadar güzel olmasada, bu gülü kabul edermisin? Dedi ve mavi gözlerinin içine bakmaya başladı.

Tanem gülü aldıktan sonra, gülümseyerek:- Hoş gördüm! Bu ne yakışıklılık derken, Ozan’nın yeşil gözlerinin içine bakıyordu. Gülü eline aldı:kokladı. Teşekkür etti. Gözlerini, Ozan’nın gözlerinin içine sevgiyle bakarak: - Ben hediye olarak kendimi getirdim. Beğenir misin? Dedi. Başını öne eğdi. Ozan, parmağı ile kızın çenesinin altına dokunarak, kızın başını kaldırdı ve…

Ozan:- Tanem, kendini getirdiğin için teşekkür ederim. İnanırmısın bilmem, tanıştığımız günden şu ana dek sürekli seni düşünüyorum. Komutanım, Ozan bu ne dalgınlık? Dedi. Komutanım, güzel bir kıza aşık oldum, hatam varsa beni affedin, dedim.  Hani derler ya; ilk görüşte aşk, bu olmalı. Ben sana aşık oldum. Aşkıma karşılık verecek misin? Diye sordu. 

Tanem:- Bende sana aşık oldum, aklımdan çıkmıyorsun, sürekli seni düşünüyorum. Annem, kızım ne oldu sana? Çok dalgınsın! Bir gün, az kalsın yemeği yakıyordum! Ozan, senin fotoğrafını çekebilir miyim? Telefonumun ekranına koymak istiyorum. Arkadaşlarıma ve anneme göstermek istiyorum. 

Ozan:- Ben de senin fotoğrafını koymak istiyorum. Çünkü seni özlüyorum. Bu sevgimize nazar değecek diye korkuyorum. Kısa zamanda bu kadar sevgili olmamız, Allah korusun kem gözlerden ve sözlerden.

Önce kız Ozan’nın, sonra Ozan,Tanem’in fotoğrafını çekti. Telefonlarının ekranına görüntü resmi yaptılar. Ozan,dondurma siparişlerini verdi. Dondurmalarını kaşıklarken birbirlerinin gözlerinin içine bakarken; Tanem kaşığı burnunun ucuna değdirince burun ucu dondurma lekesi oldu. Beraberce gülüştüler. Ozan istemeden saatine bakınca; canı sıkıldı, ofladı:- Bu zaman bize düşman mı? Neden zaman çabucak geçip gidiveriyor? Tanem, seninle evine kadar gidebilir miyim? Dedi.

Tanem:- Olur! Benim için daha iyi olur. Hem annem seni, sende annemi görmüş olursun. Çok sevinirim: Beni çekemeyenler, erkek arkadaşımın ne kadar yakışıklı olduğunu görmüş olurlar. Bundan bende gurur duyarım! Dedi. 

Ozan:- Senin gibi güzel kızın yanında bulunmak benim için gurur verici bir şey. Senin gibi güzel kıza yolda laf atarlarsa diye korkarım. Dedi.

Beraberce eve geldiler. Ozan kızı kapıda bırakırken, Hülya hanım, oğlanı gördü. Gerçekten yakışıklıymış, uzun boylu, kumral, tam damat olacak biri. İnşallah kızımın kıymetini bilir! Diye geçirdi içinden. Oğlan iyi akşamlar dileyerek oradan ayrıldı.

Ozan eve geldi. Babası:- Hayrola oğlum bu ne sevinç böyle? Diye sordu. 

Ozan anlatmaya başladı:- Baba bir kızla tanıştım. Kız çok güzel, sarışın, ingilizce öğretmeni, sağ ayağında iki santim kısalık var. Tam idealimdeki kız. Arkadaşlığımız ilerlerse onu istemeye gidermiyiz? Diye söyledikten sonra, babasının gözlerine yalvarırcasına baktı.

Yaşar bey:- Oğlum sen kimi istersen, ben istemeye giderim. Sen benim en değerli varlıklarımdan birisin! Dedi ve babasıda sevinmeye başladı, çünkü gelinim olacak, ailemize yeni fertler katılacak, torunlarım olacak, ne mutluluk!…

 

Bu makale 399 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz