söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



YAŞAR ÖRKELİ - SEN SAKATSIN BİZE YARAMAZSIN-2


YAŞAR ÖRKELİ

 

SEN SAKATSIN BİZE YARAMAZSIN-2

 

 

Hakkım olan PTT’nin sınavını kazanmama rağmen, hakkımı yediler. Lanet olsun, benim hakkımı yiyen yöneticilere, ben ve benim gibi özürlü bireylere bu gözle bakan kör gözlü kişilere yazıklar olsun! Her birey sakatlığa aday değil midir?  Nedir benim bu ayaklarımın sakatlığından çektiğim?  Önüne gelen sen sakatsın, bir işe yaramazsın diyorlar. Beni hiç bir işe yaramayan zavallı biri görüyorlardı.  Sakat olmak bu ülkede suç! Ben bu ülkede yaşarken  yüksek ateş sonucu , İzmir devlet hastanesinde doktorun yaptığı iğne sonucu; ayaklarımın zayıf, ve gelişmelerini normal tamamlıya maması sonucu, ince ve kaslarımın zayıf kalmasından dolayı  bebekler gibi sürekli emeklemek, mecburiyetinde kaldım. Altı yaşına kadar yürüyemiyordum. O yaşımda, Söke’de ortopedi doktorunun tavsiyesi üzerine, annem ve ben Ankara’daki Hacettepe hastanesine gittik. Bizi hastaneye kabul etmediler, annem beni arkasına aldı, TBMM gitmeye karar verdi. Annem yolda giderken, Fransız büyük elçisi, annemi ve beni arabasına aldı , bizi meclisin önünde indirdi. Annem, millet meclisinin içerisine girdi. Annem:-“Ben Aydınlıyım, benim çocuğumu Hacettepe hastanesine kabul etmiyorlar, ben Menderes’in memleketindenim, “ diye bağırıyor-du. Salonda annem sırtından beni yere attı. O sırada Menderesin büyük oğlu:-“ O kadın niye feryat ediyor, onu yanıma getirin,” direktifi verdi.  Annem beni yerden aldı ve Menderesin oğlunun yanına geldik. Annem:-“Ben Aydınlıyım, benim çocuğum ayaklarından sakat, Sökedeki ortopedi doktoru, Hacettepe hastanesindeki doktorların çocuğumun yürümesini sağlayacağını söyledi, bizi hastane kabul etmedi, çocuğum böyle sakat mı kalsın?” Dedi. Menderesin oğlu, hemen hastane müdürüne telefon açtı:-“ Sen benim vatandaşımı nasıl kabul etmezsin, sen kendini ne sanıyor-sun, şimdi Aydınlı bayan ve çocuğunu gönderiyorum, gereken yapılsın ve hiç bir ücret alınmasın,” dedi ve sert şekilde telefonu kapattı. Yardımcılarından biri bizi aldı hastahaneye götürdü. Müdür kapıda karşıladı, yardımcı müdüre:-“Size çok kızdı vekilim, gereken ne ise yapılacakmış,” dedi. Doktorlar hemen beni incelemeye aldı, her gün üç kez iğne yapıyorlardı,annem sandalyede uyuyordu.On gün sonra  dok-torların incelemeleri sonucu,  beni ameliyathaneye götürürken,annem gözyaşlarını tutamadı ağlıyordu, beni yüzükoyun yatırdılar, sen kolonyayı çok seviyormuşsun dediler, kokladım, sonrasını hatırlamıyorum, her iki ayağımın diz arkasından ayak topuğuma kadar ameliyatla açmıştılar, tekrar dikmişler. Kendime geldiğimde,dikiş yerlerimin ağrısından altı ay her gün ağladım, iğneleri yaparlarken iğne yeri acıyor-du. Hastanede kaldıktan altı ay sonunda; iki koltuk değneği ile yürüyebileceğimi, ayak kaslarımın geliştikçe tek  koltuk değneği ile yürüyebileceğimi söylediler. İki koltuk değneği ile yürüyebiliyordum. Fakat uzun süre yürüyemiyordum. Çünkü ayaklarım çok zayıftı.Önceleri 100 metre, sonra 150 metre yürütürlerken, sonra uzun süre yürüyebiliyordum. Günlerce antremanlardan sonra ilkokula başladım. Okulum evimize yakındı. Babam sağdı. Babam benim üzerime titriyordu, bazı zamanlar bana bakıyor, gözlerinden yaş akıyordu, sorduğumda gözüne toz kaçtığını söylerdi. Babamı çok seviyordum. Babam önceleri gece bekçiliği yapıyordu, ne oldu bilmiyorum, babam yatakta yatmaya başladı meğer hastalıktan yatıyormuş, annem öyle söyledi,gürültü yapmayacak mışım! Yıllar böyle yoksulluk içerisin geçerken. Ben üçüncü sınıfa gidiyordum, babam sınıfı geçince bana kol saati alacağını söylerdi. Sınıfımı geçtim, babam ölüm döşeğinde yatıyor bense, ayak ucunda babamın kalk-masını bekliyordum. Annem aniden babamın yanından hızla odanın dışına çıkar-ken:-“ Osman’ım gitti!” Diye bağırıyordu.Çocukluk aklımla bir şey anlamadım. Büyük ablamda bağırarak babamın öldüğünü söylediği için, o zaman anladım babamın öldüğünü. İlkokulu bitirdim. Söke ortaokulana devam ettim. Fakirdik: cebimde harçlık param yoktu. İngilizce öğretmenim, Hilmi Meydan, her cumartesi günü üçüncü derse girmeden teneffüste beni yanına çağırıyordu, 2,5 tl.(1968) harçlık veriyor, o parayı bir hafta harcıyordum. Parasızlıktan liseye gidemedim. Terzide çalışmaya başladım. Bir yıl derslerime çalışmaya başladım.

Bende hırs yaptım, bu Türkiye’de yaşıyorsam, bir meslek sahibi olacağım diye meslek lisesi imtihanına girdim, sıralamada üçüncü olarak kazandım. Okula devam ediyordum fakat ne meslek kitaplarım nede defterlerim vardı.

Ustam:-“ Yaşar, yan taraftaki Ahmet Kocagöz’e git anlat durumunu, belki yardım eder,”dedi. Bende utanarak yanına gittim:-“ Efendim, ben endüstri meslek lisesi elektrik bölümünü kazandım, fakat ne defterim ne de meslek kitaplarım yok, ben meslek sahibi olmak istiyorum,”dedim. O sırada evimizin karşı komşumuzun oğlu İbrahim abi geldi:-“ Hayrola Yaşar, bir durum mu var?” Dedi. Ahmet bey araya girdi:-“ Yaşar okumak istiyor, benden para istemeye gelmiş, okumak istiyormuş, kitapları yokmuş,” dedi.İbrahim abi devamla:-“ Evet Yaşar, çok fakir biri, okumaya çok istekli,” diye söyledi. Ahmet bey, büyük miktarda para verdi. Giyim dükkanından takım elbise aldı. Ve sana her ayın ilk Çarşamba günü 300 tl. vereceğim İbrahim abin eve getirsin, sana versin.Bu para okullar açık olduğu müddetçe devam edecek, dedi ve benim hayatıma yön verdi. Okulumu bitirdim.Sonunda “elektrik teknisyeni” oldum. Diplomamı aldım, bir Çarşamba günü, yazıhanesine gittim:-“ Efendim bu diploma sizin sayılır,” dedim. Ahmet bey, sandalyeden kalktı, benim alnımdan öptü:-“ Aferin sana, benim senden istediğim buydu,”dedi ve 500 tl. verdi. Sevinçten hüngür ağladım:-“ Efendim siz bana babalık görevi yaptınız, size ne kadar teşekkür etsem azdır,” dedim ve oradan çıktım.

Okuldan mezun olduktan sonra, diplomama alıp, işçi bulma kurumuna  müracaat ettim. Oradan verilen belge ile ayaklarımdan sakat olduğum için, Söke devlet hasta-nesinden yüzde 65 oranında sakat raporu verdiler. O raporla işçi kurumuna iş için kaydımı yaptırdım, ve beklemeye başladım.  

Söke işçi bulma kurumundan haber geldi. Söke Dedeman Linyit İşletmesinde,  endüstri meslek lisesinden mezun elektrikçi aranıyormuş. Memur beyle gittik, (3 - Mayıs- 1976) ‘da iş başı yaptım. Sakatlık kadrosundan işe alındım. 29 gün çalışma sonunda (1,380 tl.) aylık verdiler, benim için süper para, bekâr olduğum için ve yemek yapmasını bilmediğimden dolayı, üç öğün lokantalarda yiyordum. Yeni elbiseler alıyor, toplum içinde beyefendi gibi dolaşıyordum. Ekonomik özgürlüğümü kazanmıştım. Ayaklarımdan sakattım fakat kimseye muhtaç değildim. Üç ay bocalama devresinden sonra, işletmenin elektrik tesisatını öğrendim. Artık her şey bana kolay gelmeye başladı. Elektrik motorlarını hep ben sarıyordum. Hangi tip olursa olsun; kaynak makinalarını, elektrik tesisatlarını, motor tesisatlarını, kontaktör bobinlerini bağlantılarını, işletmede bağlı, bütün tesisatlarını tamir ve onarımını ben yapıyordum. Diplomalı olduğum için, her hangi bir durumda elektrik ile ilgili soruları ben yanıtlıyordum. Övünmek gibi olmasın, bir numara gibiydim. Ocak şefi Ömer bey:-“ Diğer elektrikçiler yetkili değiller, onların anlatması başka, senin anlatman başka, sen teknik anlatıyorsun,” diyordu.Bana otomatik kumanda şekilleri getirip veriyordu. Sayın Bülent Ecevit beyefendi, maden ocaklarını devlet-leştirdi. Dışarıdan alınacak elektrik ile ilgili malzemeleri, bende eşlik ediyordum. Çalıştığım iş yeri Manisa- Soma’ya bağlandı. Aylıklarımız bir miktar daha artmıştı. Evlenme zamanım gelmişti, anlaştığım ayaklarından sakat kız arkadaşla evlendik.  Şüküfe hanımın yanına gittim, evleneceğim maddi yardım edermi diyerek. Şüküfe hanım beni görünce:-“ Sen neredesin oğlum, Ankara’da işin hazır, hemen oraya gitmelisin,” dedi. Bende:-“ Efendim gittim, oradan eli boş döndüm,günlerce ağla-dım, ben Söke iş buldum orada çalışıyorum, ben sizden maddi yardım istemeye geldim, çünkü evleneceğim,” dedim. Bana:-“ Haftaya gel, bir miktar maddi  yar-dımda bulunayım,” dedi.4.Mayıs.1981 yılında Ersan Kaan doğdu, ben ve eşim sonradan sakat olduğumuz için, sakat olduğumuzdan bize o gözle kişiler: sizin çocuklarınız sakat olur, siz onu kürtajla aldırın, diyorlardı. Çocuğumuz doğduktan sonra doktora götürdüm, doktor :- “ Maşallah nur topu gibi çocuğunuz var, nice sağlıklı günler geçirmesini dilerim,” dedi. Büyüklerimiz siz sakat olduğunuz için sizinde çocuklarınız sakat doğar dedikleri için, ondan kontrola getirdiğimizi söyledik. Doktorda halt etmişler, onlar bilgisizlikten öyle söylerler diyerek bizim gönlümüzü ve içimizi feraklattı. 4 yıl sonra birde kızımız olsun dedik, eşimle birlikte karar ver-dik, küçük oğlumuz Tayfun Osman, dünyaya geldi. Bu kez hiç kimsenin sözlerine itibar etmedik, iki çocuğumuzu büyütürken, sadece bir şey yapamadık: çocuklarımızı kucağımıza alamadık, çünkü koltuk değneği kullandığımız için dengemizi sağlayamıyorduk. İki oğlumuzu okuttuk: büyük oğlum, GATA sağlık astsubay okulunu bitirdi. Havacı sağlıkçı olarak görev yapmaya başladı. Kendi bulduğu kız arkadaşı ile evlen-dirdik. Ne mutlu bize: biri kız, diğeri oğlan iki torun verdiler. Küçük oğlumda GATA sağlık astsubay meslek yüksek okulunu: acil ambulans teknisyeni olarak bitirdi. Karacı olarak, güzel ülkemin çeşitli yerlerinde görevini sürdürdü. Halen sağlık sektö-ründe görevini sürdürmekte. Küçük oğlumu anlaştığı kız arkadaşı ile evlendirdik. Onlarada teşekkür ederim; ikiside oğlan, çok tatlı torun verdiler gelinim ile birlikte. Dünyaya tek geldim, eşimle evlendim şimdi tam on kişilik bir aile olduk. Ne mutlu bana, sakatım diye dünyaya küsmedim, Allahım bana bu canı verdiyse, ölünceye kadar mücadeleye devam edeceğim.

 

SON...

 

Bu makale 467 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz