söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



YAŞAR ÖRKELİ - SEN SAKATSIN BİZE YARAMAZSIN-1


YAŞAR ÖRKELİ - SEN SAKATSIN BİZE YARAMAZSIN-1

 

Okuldan mezun oldum. İş arıyorum: elektrik mesleğine uygun bulmak iş ne mümkün, bende işçi bulma kurumuna müracaat ettim. Memur bayana:-“ bana göre iş bulunurmu?” Diye sordum. Karşılığında:-“ Sen hiç merek etme, sen meslek sahibisin, kör kişiye, yürüyemeyen kişiyi, iş veren nasıl çalıştırabilir? İlk öncelik sende onun için hiç merak etme,” dedi.Günlerim böyle geçip giderken arkadaşım, Coşkun:- “ Yaşar, PTT, telefon bölümüne teknisyen alacak, gazetede okudum, müracaat edelim ,” dedi. Bende, hemen Söke PTT’sine müracaatımı yaptım. Dersime önem vererek çalışmaya başladım. Haziran 1975 İzmir-Alsancak’ta PTT salonunda, yazılı sınavına girdim.Sordukları sorular bana kolay geldi. Temmuz ayında yazılı sınavı kazandığıma dair mektup geldi. Öyle sevindim ki, sevincimden, günlerce uyuyamadım. Beni seven arkadaşlarıma, dostlarıma, önüme gelen tanıdığım ve tanımadığım herkese kazandığımı söylüyordum, benim sakatlığımdan dolayı herkes seviniyor, tebrik ediyordu. 20 temmuzda Ankara eğitim merkezinde (Samsun yolu kavşağında bulunan), sözlü imtihanına girdim ve elektronik mühendisi, Engin beyin sorularına verdiğim yanıtlar sonunda:-“ Sen benim çok işime yararsın, seninle çalışmayı çok isterim,” dedi.

Engin bey:- “Kazandın, seni krampartör bölümüne vereceğim, senin bilgin çok fazla, bu bölüme senin gibi elemanlar gerekli,” diye söyledi. Ve  başımı okşamıştı.

Kasım 1975’Te evrakları yolladılar. Bunları 10 gün içinde doldurup, 5 aralık 1975 te, Ankara-Ulus’ta bulunan telefon baş müdürlüğüne bağlı, personel müdürlüğüne dosyayı teslim edip, topluca eğitim merkezine götürecekler, orada altı ay kurs gösterecekler, kursun  sonunda kura çekilecek, tayinimiz hangi il veya ilçeye çıktı ise orada görev yapacağımız yazıyordu evraklarda. Evrakları üç gün içerisinde tamamladım. Bir hafta beklemeye başladım. Arkadaşlarla irtibat halindeydim, onların kimisi nereden doldurulacağını bilememişler, onlara yardım ettim.Onuncu gün hep birlikte, otobüsle Ankara’ya gittik. Ellimizde dosyalar, telefon baş müdürlüğü, personel müdürlüğü salonunda sıramızı beklemeye başladık.Sırayla tek tek içeri alıyorlardı,sıra bana geldi. Elimde dosya, personel müdürünün yanına gittim. Müdür, dosyayı aldı. Yüzüme baktı:-“Sen şöyle kenarda dur, çağırınca gelirsin,” dedi.

Salonda beklemeye başladım. O anda birşey olacakmış gibi, içime bir sıkıntı girdi. Boğulacak gibi oluyordum, nefes almakta zorlanmaya başladım. Zaman geçmek bilmedi, aniden ağlama geldi, göz yaşlarım akmaya başladı: arkadaşlarım hemen yanıma yaklaştılar:- “Bir şey mi oldu, neden ağlıyorsun?” Diye sordular.Sinirden ellerim titreyerek:-“ Bu durum çok gücüme gitti,” dedim. Benden önceki arkadaşları topluca aldılar, eğitim merkezine götürdüler, ben yapayalnız kaldım. Beni içeriden tekrar çağırdılar, içeri girdim, müdür beyin yanına yaklaştım. 

Müdür:-“ Sen sakatsın bize yaramazsın, seni kabul edemem,” dedi.

Bu söz karşılığında:-“Müdür bey, İzmir’deki yazılı sınava kabul ederken, adamlarınızın gözleri kör müydü, PTT eğitim merkezindeki sözlü sınava kabul edenlerinde mi gözleri kördü? Benim hakkımı gasp ediyorsunuz, sakat olmak suç mu? ” Dedim. Müdür:- “Benim işlerim çok, seninle uğraşamam,”dedi ve bana sırtını döndü. Gözyaşları içerisinde binayı terk ettim. Garaja kadar ağladım, gören soruyordu, yardıma ihtiyacın varsa yardım edelim, soranlara durumu anlatıyordum, bazı kişiler küfürler ediyorlardı, senin bu ülkede yaşama hakkın yok mu diye söylüyorlardı.

Müdürün sözlerinden sonra, tekrar, Söke’ye geri geldim. Manevi olarak çöktüm: insanlardan nefret ettim. Evime  kapandım, günlerce ağladım, kimseyle görüşmedim, meslek okulunda niçin okudum? Diye kahroldum! Günlerce, erkenden kalkıp, ekmek alıp, odaya kapanıp kimseyle görüşmüyordum. Bu durumum bir ay devam etti. Bir sabah arkadaşım Mesut, kapıyı vuruyordu;- “Yaşar, evdemisin, kapıyı açar mısın?” Diye seslendi. Bende arkadaşıma başıma gelen bu kötü durumu  anlattım!  Bu duruma çok üzüldü.

Mesut:- “Yaşar, ben okumak için, yardımlaşma derneğinden yardım alıyorum, senin bu durumunu anlatayım, Şüküfe hanımın yönlendirmesine göre davranalım!” Dedi.  

Bu durumumdan çok etkilenen arkadaşım, çok üzülmememi, sakinleş-me mi , mantıklı düşünmemiz gerektiğini  söylemesine rağmen:-  “Mesut, kafayı oynatacağım, ne olursun yardım et, çaresizim!” diyerek arkadaşımı uğurladım.

Mesut, bir kaç gün sonra geldi:- “ Yaşar, senin iş olacak, Şüküfe hanım seni bekliyor,” dedi. Ertesi gün, bayanın yanına gittim. Yaşadığım olayları anlattım.  Beni dinledi.                                                                                                              Şüküfe hanım;-  “Oğlum seni anlıyorum, bir çıkar yol bulacağımıza inanıyorum. Senin bu kadar üzülmeni istemiyorum.  Benim bir arkadaşım var, bu durumunu ona anlatacağım, onun yönlendirmesine göre davranırız,” dedi.  

Bu sözler karşısında umutlandım :- “Efendim ne zaman , size rahatsız edeyim?” Dedim.                                                                                                                 Şüküfe hanım;- “Sen, haftaya bugün gel, “dedi. Ve beni uğurladı.    

Bir hafta sonunda Şüküfe hanımın yanına gittim; Bana bir zarf verdi, bunu İçişleri Bakanlığında avukatlık görevi yapan Mehmet beye ver, o okuyup gerekeni yapacak, seni yönlendirecek, dedi. Akşama bilet alarak, sabahı Ankara’ daydım. Mehmet beyin yanına gittim kendimi tanıttım, zarfı kendine verdim, okudu, çok kızdı:-“ Burasını babasının evimi sanıyor, ben onu müdürlükten aldırayımda görsün gününü senin gibi okumuş genci almayacak, anasınımı alacakmış, sen bu kartı al, büyük millet meclisine git, Balıkesir senatörü Raif Eriş beye bu kartı ver, seni o yönlendirir,” dedi.

Kartı aldım ve tam karşımdaki TBMM binasına gittim. Kaydımı yaptırdım, senatörü beklemeye başladım. Anonsları takip etmeye başladım. Ben anonsumu duydum, aramaya başladım, önüme kim çıkarsa Arif Eriş beyi soruyordum, sonunda karşımdaki kişiye sorduğumda benim dedi. Bende durumu anlattım, kağıt kalem çıkarıp, PTT genel müdürüne hitaben yazdığı kağıdı bana verdi :- “Yaşar bey, bu kağıdı al, PTT genel müdürüne ver, o gerekeni yapar,” dedi.  Oradan hızla PTT genel müdürlüğüne gittim.

Genel müdürün karşısındaydım:- “Efendim, Raif Eriş  bey bunu size vermemi söyledi. Kağıdı okudu:-“ Senin derdin ne ?” Dedi. Bu soru karşısında:-“ Efendim, kurumunuzun yazılı ve sözlü sınavına girdim, verdiğiniz evrakları tamamladım, telefon personel müdürünüz sen sakatsın, sen bize yaramazsın,” dedi. Bu davranış karşısında bende, beyefendinin yanına gittim, o beni size yönlendirdi.  Beni, Raif Eriş bey gönderdi , siz gerekeni yaparmışsınız,” dedim. Genel müdür, PTT genel müdürlüğü personel müdürüne telefon açtı:- “Hasan bey, bir genç gönderiyorum, ona bir görev ver, çalışmaya başlasın,”dedi. Hasan beyin yanına gittim, ve bana:- “ Sen bana sakatlık raporunu getir, sana müdürlük binası önünde pul sattıralım,” dedi.                                                                                                                                    Karşılığında:- “ Efendim. Ben endüstri meslek lisesini pul satmak için mi okudum,” dedim. Hüseyin bey:-“ Üzgünüm elimden başka bir şey gelmiyor, çok fazla işim var,” dedi. Ve beni başından savdı. O anda yıkıldım, bütün umutlarımı yitirdim; çünkü sakatlığım bir kez daha yüzüme vurulmuştu. Ülkemizde yaşamak için sağlam ayaklı olmak gerekliymiş. Kahrolsun bizlere o gözlerle bakanlara, yazıklar olsun bize acıyanlara!  

Devam edecek >>>

 

Bu makale 532 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz