söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



YAŞAR ÖRKELİ - MEKTUBUN ÜSTÜNDEKİ GÖZYAŞI İZLERİ-8


YAŞAR ÖRKELİ - MEKTUBUN ÜSTÜNDEKİ GÖZYAŞI İZLERİ-8

 

 

İş yerime gittim, amirim;- Sen neredesin oğlum, git iş başı yap, kayıtlarını bir ara imzalarsın, dedi. 

Aralık-1978 tarihin-de İzmit’te, mahkemede hâkim bir oturumda bizi boşadı. Şimdi hürüm, sadece kendime karşı sorumluyum fakat sevgiden yoksun, kendi iç dünyasına kapanmış biriyim. Günlerce ağladım, hiç kimse nedenini sormadı! Bir akşam tek başıma otururken, aklıma şiir yazmak geldi, kâğıt kalemi elime aldım şu cümleleri yazdım: 

                 

BİR SEVGİLİYE

 

Böyle hüzün dolu kalbimi,

Bilmem kime bırakıyorsun?

Bir teselliye muhtaç beni,

Bilmediğim sebepten terk ediyorsun.

 

Seni sevdiğimden vermedim mi kalbimi?

Sevgiye muhtaçsındır diye açtım kalbimi?

Ellere kanma diye aldattım mı seni?

Nankörlük yapıp terk etmedin mi beni?

 

Fazla sürmez bu ömrün unutulursun,

Kaç sevgili kollarında kendini avutursun

Gün olur beni anar; kahrolursun,

Son pişmanlık fayda vermez, çok aldanırsın.

 

Bu kalp senin diye yalvardım durdum,

Çok yalvardım; beni kandırma ne olursun,

Sana yazdığım her söz biliyorsun;

Bir daha inan kalbimde duruyorsun.

 

Sana yalvarmak, diz çöküp ağlamak,

Senin aşkın uğrunda çırpınıp durmak,

Gerekse senin ruhunla oynamak,

Seninle her zaman gurur duymak.

 

Sana her zaman söylerdim;

Küçük bir evimiz olacak derdim,

Kadınım olacağını belirtmedim mi,

Sonumuz böyle oldu, nasıl bilemedim?

 

Seneler uğrunda eriyip gitti,

Sevincim yıldızlarla birlikti,

Defalarca söyledim dilimde tüy bitti,

Bir hiç uğruna ömrümü harcadın gitti.

 

Dilerim ki sonunda dilediğin olsun, 

Ben evlendim haberin olsun,

Gönlün neşe mutluluk dolsun,

Yakında çocuğum olacak, adı.......olsun.

 

Seni kandırmak istemem hep söyledim;

Seviyorsam uğrunda ölürüm demedim:

Ben söyledim; oturup hep dinledin,

Seni sevmiştim sersem, hiç bilmedin.

                                          YAŞAR ÖRKELİ

 

Büyük Ablam (Hatice), Söke’de kendi mahallesinde oturan, Mehmet beyin kızı Hamide’yi, küçük ablam (Huriye), Kuşadası’nda yakınında oturan Ayşe’yi benim haberim yok iken istemiş. Onlar da, oğlan gelsin görelim demişler. İlk önce Hamide’’yi gördüm. Kuşadası’ndaki ablam davet etti. Gidemedim, çünkü Büyük ablam;- Görmeye gitme, gidersen kızı istemeye gitmem, çünkü istediğimde verdiler. Dedi.  Bende Hamide ile görüşmeye gittim.                                                                     Hamide;- Yaşar ben, namaz kılarım, oruç tutarım, kur’an okurum, dedi.                                                                                Ben;-Bunları bende severim, bunlar güzel şeyler, dedim. Daha sonra anladım ki; insanlara kahve falı bakımı yapıyor-muş, bende böyle şeylere oldum olası hiç inanmam ve güvenmem. 13.05.1980 günü Hamide’nin ailesi ve bizim aile kendi aramızda nişan gecesi yaptık. Küçük ablam nişanımız-da yoktu. Nişanımızda; Büyük ablam, üç kızları, tek oğlu, ortanca ablam, eniştem, kızları, Hamide’nin ailesinin tama-mı ve yakın komşuları, saz çalan komşu oğlan eşliğinde güzel bir gece geçirdik. Hamide, beni beğenmemiş, nişan gecesi yan yana oturuyoruz, arkadaşlarına doğru dönmüş onlarla muhabbet ediyor, ikazda bulundum, oralı bile olmadı. İçimden sen büyük ablama dua et, senden güzel kız arkadaşlarım var, diye söylendim kendi kendime.  Bir Pazar günü evlerine gittim.

Kayın valide(Gülşadiye);- Oğlum sende onbin lira varsa bana yardım etsen, sonra ben sana ödesem. Dedi.                                                                                                                         

Ben;- O kadar para bende yok,  dedim. Bende Hamide’nin yanına gittim.

Ben;-Annen benden onbin lira istedi, ben seni parayla satın mı alacağım, böyle evlilik istemiyorum, öyleyse sen yoluna ben yoluma. Dedim.

Hamide;- Yaşar, yarın iş çıkışı, Melek ablanın evine gelirmi-sin? Sen, köprüden karşıya geç, ben seni orada bekleyece-ğim. Dedi. Buluştuk, beraberce ablanın evine vardık. Melek abla, kızları ve beyi ile tanıştım. Beni, sanki o evin bireyi gibi karşıladılar. 

Hamide;- Yaşar, annem senden para karşılığı beni sana vermek istiyor, ben satılık biri değilim, beraberce kaçsak, dedi. 

Ben;- Sen nasıl istersen?  Kimliğini yanına al, istersen ter-likle gel. Yarın iş çıkışı ben size geleğim, kimliğini bulamaz-san, tokalaşırken elinin orta parmağını avucuma dokundur bulamadığını anlayayım,diye anlaştık.  O gün akşam üzeri, iş çıkışı evlerine gittim. Hamide’nin ailesinden: annesi, üç kız kardeşi, en küçük oğlan kardeşi, benim büyük ablam (Hatice), oturmuşlar muhabbet ediyorlardı.

Hamide kapıda bekliyordu, ben kapıdan içeri girerken ;-” Hoş geldin “ dedi, tokalaşmak için elini uzattı ve orta parmağını avucumun içine dokundurdu; kimliğini bulamamış olduğunu anladım.                                                                                                                                       

Ben;- Önemli değil, dedim. Hamide ben gelmeden evvel çaydanlığı saklamış.

Annesi;- Kızım çay demlesenize, Yaşar yorgunluk çayı içsin, dedi.

Hamide;- Anne çaydanlığı bulamadım, birazdan yemek yiyeceğiz, kalsın hep beraber yemek yiyelim, dedi.                                                                                                                      Hatice ablam;- Kalk Yaşar gidelim, bunların bir bardak çayı yok, dedi. Ben oturdum, yanıma Ülfet baldız oturdu, kaçış saatini nasıl vereceğim yanımda baldız var, Hamide tam karşıma oturdu, parmağımla kolumdaki saati göstererek; diğer parmaklarımla; bir beş, bir dört işaret ederek, saat dokuzda çakalım diye mesaj veriyordum. Yanımda oturan baldız bir ara dışarı çıkan Hamide’nin yanına giderek, “ senin nişanlın deli mi, parmaklarınla oynuyor,” diye sormuş.                                                                                                                  Hamide;- Enişten evine tamir yaptırıyor, onun hesabını yapıyordur,“ demiş.                          

Büyük ablam kolumdan tuttu;- “haydi gidelim ben börek yaptım yanında çayla yiyelim,” dedi beraberce ablamın evine gittik. Börekleri yedik. Kaçma saati geliyor zaman daralıyordu. Ablama kaçacağımızı söylememiştim.                                                   Ben;- Abla benim gitmem gerek, Ünal eniştem malzeme alacakmış, para bekliyor diyerek, izin aldım, evime geldim.                                                                                        Ben;- Abla(Huriye) kız hazırlanıyor, saat dokuzda kaçacağız, dedim.                                                                                        Ablam(Huriye);- Hayırlı olsun kardeşim, dedi. Nişan günün-den onüç gün geçmişti ki.                                                                           Çarşamba günü gecesi saat 21.00 de taksiyle evine yüz metre ilerisinde, taksici ile beklemeye başladık.                                                                                                               Ben;- Abi ben bir çay içip geleyim, dedim. 

Çay içerken taksici geldi;-” Yaşar, kız geldi,” dedi.

Hep birlikte Kuşadası’nda oturan Huriye ablamın evine git-tik. Ablam ve ailesi Söke’de oturduğum evimin çatısını tamir etmeye gitmişlerdi. İş dönüşü eniştemden evinin anahtarını almıştım. Huriye ablamın evine vardık, Hamide’nin karnı acıkmış, yan tarafta oturan Şükriye ablama gittim.

Ben;-” Abla Hamide’nin karnı açmış, yemek varmı?” Diye sordum.                                                                                    Şükriye ablam;- Hamide nerede?

Ben;-Huriye ablamın evinde. 

Şükriye ablam;- Bende misafir var, onlar gitsin, ben size haber veririm, dedi. Yemek işini hallettik.                                                                                                                            Çarşamba akşamı: 

Hamide;- Anne ben Sevim’lere oya sormaya gideceğim, demiş. 

Annesi;- Fazla geç kalma, yarın tarlaya gideceğiz, daha yemek yapacağız, demiş. Dayısının oğlu yolda görmüş, “nereye abla”, diye seslenmiş.

Hamide;- Arkadaşa gidiyorum, demiş. Hızlı adımlarla ora-dan uzaklaşmış. Gece geç zaman Hamide gelmeyince, bun-lara bir telaş almış, önce Hatice ablamın evine gitmişler.

Ablam;- Yemin ediyorum, haberim yok, bizim eşek oğlan hiç bahsetmedi, yemin billah etmiş. Hep beraber, benim oturduğum eve Huriye ablamın yanına gelmişler sormuşlar, eniştem ve ablam;- Yaşar bize, Manisa-Soma’ya malzeme almaya gideceğini söyledi, bizim haberimiz yok isterseniz içeri buyurun bakın, demiş. Ve kızgınlıkla evlerine geri gitmişler. Ertesi gün, Şükriye ablam, Söke’deki evimize temizlemeye gitti. Huriye ablamla evi temizlemişler. Üç gün sonra ikimiz evimize geldik. Ben işime devam ederken.

Hamide’nin kimliği için; “ Kaymakamlık makamına, nişan-lımla kaçtığımız için, annem kimliğimi vermediğinden, ye-nisinin verilmesini arz ederim.” Diye dilekçeyi yazdım.

Ben;- Eşime kaymakam makamına git bunu ver gerekeni yaparlar, dedim. Akşam iş dönüşü eve geldim.                                                                                                              Hamide; - Elinde yeni kimlik, bak verdiler. Sevinçle söyledi.

Ben;-  Ben ne dedim, verirler, bir dilekçeye bakar demedim mi? Dedim. Hamide ile daha önceden bir aşk yaşamadık, çünkü on üç günde ne ben onu, ne o beni tanıyamadı. O istediği için kaçtık. Beş aşk yaşamış bir erkek, tanımadığı bir kızla ne konuşur, neler anlatır, bilemedim. Sanki boşluk-ta yaşayan biri gibiyim. Daha önceki kız arkadaşlarımdan bahsedemem, onu tanımaya başlamalıyım dedim kendi kendime, çünkü; onun da duyguları var, sevgiden bahset-mek henüz erken, sonraki günlerde öğrendim ki; ailesinden kurtulmak için kaçmış, çok eziyet etmişler, hep üzmüşler dayanamamış kurtulmayı benimle kaçmakta bulmuş. Benim de zamana ihtiyacım vardı, evlilik aklımda yoktu, ablalarımın birbirine dargın olmaları, bana danışmadan kıza istemeleri (kızın suçu yok), beni hangi duygulara sürükledi. Kabul etsem benim duygularım, etmesem onların kızgınlıkları! Ablamların kültür seviyeleri, okul yüzü görmemeleri beni ne duruma düşürdü. Doktor amcamın dediği gibi; evlensem bana yazık evlenmesem ona yazık!  Ben onu tanımaya çok çaba sarf ettim, kırmamaya özen gösterdim, aldığım aylığın hepsini ona verdim, benimle kaçtığın için kendine ve evimiz için istediğini alabilirsin, yalnız bu parayı gelecek aylığa kadar yetirmeni istiyorum. Kalabalık bir aileden geldiği için, yanlızlığı benimseyemedi, bende çalışmaya gittiğimden, akşama kadar tek başına evde sıkılıyormuş. Kimlikten sonra nikâh işlemlerini başladık. Ve 16.06.1980 nikâhlandık. Taksi şöförü benim, arkadaşım İsmail, Hamide’nin nikâh şahidmiz oldu. Bundan sonraki günlerimiz; birbirimize anlamaya çalışmakla geçti. On beş gün sonra kayın valideye haber yolladık; biz af dilemeye gelsek kabul eder misiniz? Diye. Haber geldi; Gelsinler! Akşam yemeğini yedikten sonra gittik. Kapıda büyük baldız karşıladı. Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öptükten sonra;  Ülfet baldız;-Ben kaçacağınızı anladım, eniştem o gün par-maklarıyla ablama işaret yapıyordu, dedi.                  

Ben;- Sen eniştem delimi, diye söylemişsin!

Çaylar kahveler içildi, kayın validenin kısa kızgınlığından sonra, af edildik ve evimize geri döndük. Sonra ki günlerde benim, nasıl biri olduğumu anladılar. 

Eşim hamile kaldıktan sonra, birbirimize sevgimiz arttıkça arttı. Ta ki ilk oğlumuz Ersan’nın 04.05.1981 doğumundan sonra daha da arttı. 05.01.1985 te ikinci oğlumuz Tayfun’un doğması sevgimiz ve aşkımız doruk noktasına çıktı. Ve halen devam etmekte, bundan sonra hiç kimse ne bozabilir, nede bizi ayırabilir.

 

SON...

 

Bu makale 229 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz