söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



YAŞAR ÖRKELİ - MEKTUBUN ÜSTÜNDEKİ GÖZYAŞI İZLERİ-7


YAŞAR ÖRKELİ - MEKTUBUN ÜSTÜNDEKİ GÖZYAŞI İZLERİ-7

 

Aslı, 18 yaşına girmesine, on gün varmış, beklemek gerekliymiş, bunu eniştem, nikâh işlemlerini başlattığı zaman öğrenmiş.

Eniştem, emniyet müdürlüğüne gidip; -Kayın birader, İzmit’ ten kız arkadaşını kaçırmış, 18 yaşına girmesine, on gün kaldığını nikâh işlemleri sırasında öğrenmiş, bu durumu idare eder misiniz?  Diye, emniyet müdürüne müracaat etmiş, emniyet müdürü;- Gönlünüz rahat olsun, şikâyet olmadığı müddetçe sevenleri ayırmak bize göre değil, Allah mutluluk versin! Diye söylemiş. Eniştem, sevinç içinde bize haber verdi. Bizde, on gün sonra nikâhlandık. Ertesi gün Söke’deki evimize geldik. Ben iş yerimde görevime başladım. Mutlu ve sıcacık bir yuvamız var; komşularım evimize hayırlı olsuna geliyor, bizim sevgimizi görüncede; gözlerinin içi gülüyordu, mutluluğunuzun devamını Allah’tan dilerim, temennisiyle ayrılıyorlardı. Aylığımı aldığım gün eve geldiğimde aylığımı, Aslı’nın eline veriyordum.

Ben;- Canım bu evin patronu sensin, ne istersen alabilirsin, sensiz bu parayı ne yapayım, sen olmadan bu hayatın ne anlamı var? Dedim. Bizim mutluluğumuzu çevreden duyan tanıyan, tanımayanlar merak edip; bizi tanıyan komşuyu araştırıp bulur, beraberce ziyarete gelirler eşimle tanışırlar, yakınlık kurarlarmış. İşten gelince bugün tanımadığım kom-şularla tanıştık diye söylerdi. Aslı ile bu mutluluğumuz aylarca böyle devam ederken, günler sonra annesine özlediğini söyledi.

Aslı;- Yaşar, annemin yanına gitmek istiyorum, izin verir misin? 

Ben; - Aslı’m, ne zaman istersen, biletini alırım, seni yolcu ederim.

Aslı;- Bu cumartesi günü gidebilir miyim?

Ben; - Haydi beraberce, bilet almaya gidelim, bu arada Söke’yi gecede görmüş olursun, parka gidelim, dondurma yeriz.  Cumartesi günü iş çıkışı beraberce yemek yedikten sonra, otobüs garajına gittik, saat 19:00 da uğurladım. Aslı, yokluğunda benim için yemek yapmış, gönül rahatlığıyla yemeklerini yedim. Bir hafta sonra, garajda karşıladım. Günlerimiz huzur içinde geçiyordu, Akşam ailesinden bahsederken konu döndü dolaştı;

Annesinin;- Hamile kaldığı zaman, orada yardım edecek bi-rinin bulunamayacağını, İzmit’e göçersek orada rahat edeceğini söylemiş.

Ben;- Burada seni rahatsız eden var mı? Ablalarım, kalbini kıracak bir şeyler mi söyledi? Burada mutlu değil misin? Ben, seni mutlu edemiyor muyum, benden hoşnut değil misin? Diye sorular sıraladım.

Aslı; - Ben senin yanında huzurluyum, senin olmadığın yerde bende yokum. Beni bu dünyaya bağlayan tek sensin, beni terk edersen; kendimi öldürürüm! Annem öyle söyledi. Önemli olan sensin, senin olmadığın yerde bende yokum. Dedi. Aradan iki ay geçti, tekrar annesinin yanına gitti. Döndüğünde aynı konular tekrarladı. Bende aynı sözleri söyledim.                                                                      Annesi;- Kızım senin mutlaka buraya gelmelisin, ben sensiz yapamıyorum, senin buraya gelmen gerekli, sana buradan iş bulalım, buraya taşının, Yaşar’a burada iş bulalım, alt katıda dayayıp döşeyelim, gözümün önünde olun. Demiş.

Ben; - Aslı, sen orada mutlu olacaksan, senin çalışmana gerek yok, baban orada bana göre iş bulsun, çalışmaya başla-yayım, o zaman göçeriz. Dedim.

Aslı;-Tamam, ben anneme haber vereyim. Durumu babama anlatsın. Orada sana iş arasınlar, yarın İzmit’e gideyim. Dedi. On gün oldu; ne gelen var ne de haber. İşletmeden üç gün izin aldım. Ertesi gün İzmit’teydim.

Ben;- Anne, Aslı nerede?  Diye sordum sinirli olduğumu an-ladı.  O da aynı sinirlilikle.                                                                                             Ayşe anne; - Aslı, İstanbul’a teyzelerinin yanına gitti.

Ben; - Aslı buraya iş için gelmişti. Ben, Söke’de on gündür onu bekliyorum. Anne, Bülent İstanbul’a gidebilir mi?

 Ayşe anne; - Bülent, git ablanı al gel. Dedi. İki saat salonda döndüm durdum, çünkü sinirlenmiştim. Sonunda hanımefendi, teyzeleri ile geldiler.

Aslı;- Hoş geldin canım!

Ben; - Aslı, sen buraya niçin geldiğini unuttun galiba?

Aslı; - Teyzelerim beni özlemişler, bir kaç gündür oradaydım. 

Büyük teyzem diyor ki;- Yaşar, İstanbul’da çalışsa, iş bulsak, burada yaşasanız olmaz mı diyor, ne dersin?

Ben; - Şu an çalışıyorum, seninle ne anlaştık? Hani baban burada iş bulacaktı? Ben İstanbul’u sevmiyorum. Kalabalık bir şehir, ben orada yapamam! 

Büyük teyzesi;- Biz size yardım ederiz, korkmanıza gerek yok.

Ben; - Seni on gündür bekliyorum, sen burada gününe gün ediyorsun! Senin bir derdin mi var? Bana anlatmadığın so-runun mu var? Sürekli buralara gelmekte amacın ne? Top-lan, bugün evimize gidiyoruz ve hastalık olmadığı sürece buraya gelmek yok! 

Küçük teyzesi; - Aslı, senin kölen mi, bir daha gelmek yok ne demek?

Ben; - Aslı ile evliyiz. Evlenmek bir arada olmaktır. Ben Sö-ke’de, Aslı İzmit’te oturacaksak, evlenmenin ne anlamı var?                                                                                                       Kayın valide; - Tamam oğlum, buradan iş bulalım, o zaman gelirsiniz. Kızım sende sık sık gelme, oğlan haklı, tek başına orada ne yer ne içer? Dedi. Teyzelerinin yüzleri sinirden, kaşlarını çatarak;- Aslı bizim canımız ciğerimiz, onu bizden koparamazsın, diye bağırma-ya başladı.

Ben; -  Aslı sizin canınız olabilir ancak o benim sevgilim, yaşam kaynağım, bu dünyada yaşıyorsam onun için yaşı-yorum, lütfen sözlerinizi dikkat edin, dedim sinirlenerek ve bir daha konuşmadım. Aslı’ya başımla işaret ederek yan odaya gitmesini istedim. Beraberce yan odaya gittik.

Ben; - Aslı, annen ve teyzelerin ne demek istiyor? Kızgınla söyledim.

Aslı;- Sakin ol Yaşar’ım, onların kötü bir amacı yok, beni sevdikleri kadar senide seviyorlar, onlarda bizim buraya göçmemizi istiyor, senin için iş arıyorlar, beni seviyorsan onlara kızma rica ediyorum.                                                                                                                    Akşam birlikte otobüsle ertesi gün evimize geldik. Kayın pederden gelecek haberi beklemeye başladık. Bu bekleme günlerce devam etti. Bir akşam yemek sonrası televizyon seyrederken; 

Ben;-Aslı, ben seninle konuşmak istiyorum, dedim.

Aslı;- Buyur canım, dedi, meraklanarak!

Ben;- Aslı, önce babam sonra annem öldü. Beni endüstri meslek lisesinde okurken, Ahmet Kocagöz beyefendinin yardımıyla okudum. Çok yoksulluk çektim, 18 yaşındayken cebimde bir lira yoktu. Sen bunu anlayamazsın. Şimdi çalışıyorum; ekonomik özgürlüme kavuştum ve beni seven aş-kım yani sen varsın, bu saatten sonra ne işsiz nede sevgisiz kalamam, bunu anlamanı istiyorum. Ben gençliğimde hep ölü elbisesi giydim. Bunları kaç yıl sonra elde etmişken kaybedersem intihar ederim ve bunun sorumlusu sen olursun! Deyince başladı ağlamaya, niye ağladığını anlamadım! Bir gün iş çıkışı eve geldim; kapı önünde heyecanla beni bekliyordu, yaklaştım aniden boynuma sarıldı.                                                                         

Aslı;- Yaşar’ım müjde babam telgraf çekmiş, bizden bir an evvel gelin, iş hazır diyor.                                                                    Ben;- Gözümüz aydın, sonunda duamız kabul oldu, dedim. Ertesi gün iş yerine istifamı sundum. Arkadaşlarımın tama-mı, amirlerim herkes istifa etme, bir ay izin al, orada yapamazsan tekrar burada iş başı yaparsın, diye, neler söylediler! Ben hiç birini dinlemedim, orada iş hazırmış, kayın peder telgraf çekmiş, hemen gelmemi istiyor, elveda arkadaşlar deyip hepsiyle vedalaştım. O gün akşam otobüsle İzmit-’e gittik. Kayın peder sabahleyin işçi bulma kurumu müdürlüğüne gidip, müdürle görüşmüş.

Müdür;- Hükümet değişikliği olduğu için, yetkimi elimden aldılar, demiş.

Kayın peder;- Eve geldi, yetkisini elinden almışlar, dedi. Öyle söyleyince, öyle pişman oldum ki anlatamam. Fabrikalara dilekçeyle müracaat ederek, iş aramaya başladım. Yarımca sümerbank seramik fabrikasından perşembe günü davet geldi, yarın görüşelim diye yazıyordu.

Ben;- Baba yarın bekliyorlar (Cuma), hemen gidelim, geç kalmayalım, dedim.                                                                       Kayın peder;- Pazartesi günü gideriz, dedi. Ve üç gün gecik-meli gittik.

Personel şefi;-  Cuma günü neden gelmediniz, eğer o gün gelseydiniz, iş başı yapardınız, benim yetkimi aldılar, seni işe alamam. Dedi. 

Ben;- Baba, Cuma günü gidelim demedim mi? Üzüntümden ne yapacağımı bilemedim. Halasının kızı kortsa fabrikasında çalışıyordu, oradaki elektrik mühendisine, benim durumumu anlatmış, cumartesi günü gelsin demiş, hala kızıyla beraber gittik. Engin beyle görüşmek istediğimi söyledim, başka biri geldi. Engin beyin İstanbul’a gittiğini söyledi.                                                                                 Benimle görüşen kişi;- Bu fabrikada yöneticilerden tanıdığı-mın olup olmadığını sordu?

Ben; Yok! Ben buralı değilim, kömür işletmesinde çalışığımı, istifa edip buraya geldiğimi söyledim.  Konuştuğum kişi be-nimle ilgilenmedi, başından savar gibi.

Benimle görüşen kişi;- Yaşar bey, buralarda iş bulamazsınız, bence çalıştığınız yere gidin, oradaki işinize tekrar başlayın, hoşça kal, benim işim var, dedi ve gitti, odada yalnız kaldım. Tekrar eve geldim. Bütün ailecek bu duruma üzüldük. Ertesi gün, elektrikçi (bobinajcı) dükkânında iş aradım, bir dükkânda iş buldum. 

Akşam kayın pedere; - Baba elektrik dükkânında iş buldum, haftalık beş yüz lira verecek, dedim.                                                                                                                               Kayın peder;- Ben, Hüseyin beyin damadı çıraklık yapıyor dedirtmem, ben sana aylık beş bin lira vereceğim, sadece kızıma bak, sen çalışma, ikinizede bakarım, dedi kızgınlıkla! Günlerim iş aramakla geçti, bu arada, İzmit’in gezmedik caddeleri, sokakları kalmadı. Ve aradan tam bir ay(nisan) geçti. Para için kayın pederin eline bakmaya başladım, çalıştığım iş yerinden aldığım para bitmişti, bu durum benim çok gücüme gidiyordu. Yıllarca sevdiğim, bir dediğini iki yapmadığım, uğruna çalıştığım iş yerimi bıraktığım sevgili eşim, ailesinin yanında çok mutluydu. 

Bense psikolojik olarak çökmeye başladım. Gece, odamıza çekilince:                                                                                      Ben;- Bu durum böyle gitmez, ben babanın eline bakarak, seninle geçinemem, bu duruma bir çözüm bulalım, diye hemen her gün söylenmeye başladım. Bir hafta sonu hep birlikte kahvaltı yapıyorduk.                                                                                                     Ben;- Bu akşam, kimse dışarı çıkmasın konuşma yapacağım, dedim. Herkes meraktan, birbirinin yüzüne bakıyorlardı.

Kayın peder;- Ne söyleyeceksen şimdi söyle, dedi.

Ben;- Olmaz, akşam! Dedim. Kahvaltıdan sonra kahvehaneye gittim, çok düşündüm; benim elimden tutan yok, buralarda harcanıp gideceğim, bu adam, mesleğimden soğutacak, serserinin biri olacağım, buralardan git oğlum Yaşar, bu aileden sana fayda yok dedim kendi kendime. Akşam yemeğini yedik. Çaylarımızı yudumlarken, herkes bana bakıyordu.                                                                                                                      Ben;- Şimdi herhes beni dinlesin: kızınızı sevdim, kaçalım dedi kaçırdım. Aç ve açık bırakmadım, kimseye muhtaç etmedim, dövmedim, sövmedim. Ancak siz iş bulduk hikâyesi uydurdunuz, bizi yerimizden yurdumuzdan ettiniz. Ben kimseye muhtaç olmadım bu zamana değin, siz beni bu duruma getirdiniz. Ben kimsenin eline bakıpta muhtaç olmadım. Ben çok parasızlık çektim fakat kimseye avuç açıp para dilenmedim. Beni zengin bir beyefendi okumama yardımcı oldu. Okulu bitirip çalışmaya başladığımdan bu güne kadar kimseye sırtımı dayayıp kızınıza bakmadım. Şimdi sizden bir tek isteğim var; Bana otobüs bileti alın, Söke’ye gideceğim. Eğer arkamdan kızınızı yollayacak olursanız; onu genel eve satıp parasınıda çıtır çıtır yerim, dedim. Aslı hemen atıldı.

Aslı;- Baba, Yaşar dediğini yapıyor, sakın beni geri yollama! Dedi.                                                                        

Kayın peder;- Oğlum ben sana her ay aylığını ve alt katıda size vereceğim, geçinir gidersiniz, dedi.                                                                                                                                   Ben;- Kaç yıl bakabilirsin? En fazla iki yıl, sonra ne olacak? Evinizde, kızınızda sizin olsun, benim yakamı bırakın, mahkemeye verip boşanacağım, sizin yüzünüzü görmek istemiyorum, dedim. Küçük kayın birader gitti, bilet aldı geldi, bileti aldım arkama bakmadan çıkarken: hıçkırarak ağlayan ses duydum. 

Ertesi gün Söke’deydim. 

 

Bu makale 172 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz