söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



EĞİTİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER!


ENSAR TURGUT TEKİN

e-mail: tekinensarturgut@gmail.com

Tel: 0 506 362 94 29

 

EĞİTİM ÜZERİNE DÜŞÜNCELER!

 

Eğitim, bütün ulusların varlığına ve olmasına inandığı çok önemli bir davadır. Eğitimi olmayan uluslar, ilkel uluslardan farklı değiller. Onların bir Ulus olmaları için en önemli etken olan eğitim varlıklarına bakmak gerekir. Eğitim davasına ne kadar inanmış ve ne kadar başarıya ulaşmış olmalarından kaynaklanmakla değerlendirilir. Yurdumuzun Kurtarıcısı ve Cumhuriyetimizin kurucusu Büyük Atatür, Eğitim davasını şöyle dile getiriyor:

“-Eğitim davası, Millet olma, insan olma davasıdır. Bu davaya 

Herkesin canı gönülden inanarak, sahiplenmesi şarttır.”  Dili, tarihi,

Olmayan milletler, Okyanuslar  da boş dolaşan gemilere benzerler. Çünkü onların sığınacakları ve demir atacakları güvenli bir limanları yoktur. Böyle sığınaklı limanları olmayan gemileri dalgalar kıyıdan kıyıya vururlar. Sonuçta da bu gemiler en hafif dalgalara bile dayanamaz hale gelirler Ya parçalanır, ya da yalpalayarak kıyıya sürüklenirler.

Türkiye’nin bir temel eğitim politikası ve gerçek bir bilimsel Müfredat programları  yoktur. Eğer olsa idi, her bakan ve gelen yeni hükümetler, bu programları kendi politikaları doğrultusunda bir “Yaz-Boz!” tahtasına çeviremezlerdi. Rahmetli Enver Paşa’nın Birinci Dünya Savaşından önce Ordu üzerindeki yaptığı yenileştirme ve Eğitim Politikaları,  30 Ekim 1918’de İhtilaf devletlerince Mondros Limanında imzalattıkları Antlaşmayı kabul etmeyen genç subaylarca Kurtuluş Savaşı yapılarak, O Mondros paçavrası yırtılarak, Lozan’da suratlarına çarpılmıştır. 

Enver Paşa’nın bu yenileme hareketi içinde sadece deyişen kılık kıyafet değil, subaylarının kafa yapılarında beyinlerindeki değişikliklerde vardır. O değişim dönemine kadarki dönemlerde halkımızın ve askerlerimizin kafalarındaki asıl düşünceye sahip olan ana ilke “PADİŞAHIM ÇOK YAŞA!” iken, Ondan  sonraki düşünce de ise, “MİLLETİM VE VATANIM ÇOK YAŞA!” Denmeye başlandı. Artık hiçbir Türk evladı eskiden olduğu gibi: “ Padişahım, çok Yaşa!” değil, “Milletim sen Çok Yaşa!” diyordu. İşte bu uyanış Toprağımızı Vatan, padişahın kulu ve kölesi olan ahaliyi ise “Milletim” yaptı. Sarıkamış’tan sağ kalan Gazi Bey adındaki bir teymen kendisi ile sağ kalan sadık  dört askeri ile birlikte Sarıkamış ile Kars arasında kurduğu Çete ile Ermeni Çetelerine karşı savaşmaya başladığı zaman ,Kars’ın köylerinde ona soruyorlar: 

-Beyim, biz kimin için savaşacağız? Eğer bu savaş padişah içinse biz yokuz! Eğer “Vatan ve Milletimiz, bayrağımız” içinse varız!... Daha 1917 yılı baharında bu soruya Gazi Bey Sarıkamış Dağları’nda donuk askerlerin cesetlerini kar altından çıkartıp toprağa gömerken şu yanıtı veriyor:

-Artık ne padişah için, nede onun istekleri için savaşmıyoruz. Milletimiz ve vatanımız için yaşıyoruz! “Yaşasın Vatan, Yaşasın Millet! Yaşasın bayrağımız!” yanıtını veriyor. Halk ise yarı ac yaralı ve yorgun bir halde karın altında şehitlerimizin donuk cesetlerini kağnı arabaları ve kızaklarla toplayarak, Bardız ve Sarıkamış Dağlarına gömüyorlar. Gömdükten sonra en büyük duaları bir fatiha ve üç ihlastan sonra şu oluyor:

“-Mükafatınızı Yüce Allah versin, Siz bu karda kışta, bizim için bu topraklara gök ekin gibi daha başak vermeden düştünüz. Sizleri anlayan bizler, bundan sonra Padişah için değil; vatanımız ve Milletimiz için öleceğiz, onlar için savaşacağız! “YAŞASIN VATAN! YAŞASIN MİLLET! YAŞASIN BAYRAĞIMIZ! İşte ekilen bu eğitim bilinci ve tohumları bizleri Sakarya’da, Dumlupınar’da ve Kocatepe’de şahlandırarak, Mustafa Kemal Bayrağı altında ayağa kaldırdı. Mustafa Kemal’e: “Artık bu Millete efendilik yok, hizmet var! Ona ancak hizmet eden efendisi olur!” dedirten düşünce işte bu Millet olma bilincinden kaynaklanmaktadır! Artık Türk Milleti özgürlüğü tatmış bir coşkun sel olmuş, Mustafa Kemal Paşa Ordusu olmuş, İzmir’e doğru bütün gücüyle akmaktadır. O akarken İzmir’in dağlarında Umut çiçekleri açmakta, Milletin kurtuluşu sağlanırken Mağrur düşman askerleri de  Ege’nin mavi sularına dökülerek vatan kurtarılır. BU bir dönemin eğitime kazandırdığı motivasyonla sağlandı. Bir Millet ve bir vatan uykudan uyanırken bir bayrakta Milletinden aldığı güçle yeniden dalgalanmaya başladı. Ne Mutlu, bu Millete bu gücü verenlere!.. Ne Mutlu bu vatana yeniden hayat verenlere!.. Ne mutlu bu Millete bu yaşama  gücünü verenlere!.. Bayrağımızı dalgalandıranlara!..

***

Şimdi bunca sözü neden yazdım? İşte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı, bugün dümensiz bir gemi gibi yalpalıyorsa, o bizim aldığımız eğitimi almadığından  kaynaklanıyor!.. Türkiye’de de böyle hainler çıkmadı mı? İşte Feto ve onun peşinden koşanlar! Meclisimize bomba atmadı mı? Binlerce kardeşimizi canlarından etmediler mi? Ne yazık ki bugün Türkiye’de devletimizin temellerine dinamit koymaya çalışan bir sürü  hainler yok mu? İşte bunların beslendiği kaynak eğitimde iki başlılıktan kaynaklanıyor. Bir ülkede gerçek eğitim verilmedikçe her değişen iktidarın isteklerine uygun bir müfredat yaratıldıkça biz bu gerçek eğitimden yoksun kalmaya mahkumuz. Onun için iki veya üç başlı eğitimden vazgeçip, Devletimizin, Milletimizin onuruna yakışan gerçek bir eğitim politakısı kazanmalı ve her yeni gelen iktadarın ve Milli Eğitim Bakanın vesayetinden kurtulmadıkça daha çok vatan ve Millet hayınları ile karşılaşırız. Hoşça Kalın, gerçeklerde kalın.

 

Bu makale 137 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz