söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



YAŞAR ÖRKELİ - MEKTUBUN ÜSTÜNDEKİ GÖZYAŞI İZLERİ - 2


YAŞAR ÖRKELİ - MEKTUBUN ÜSTÜNDEKİ GÖZYAŞI İZLERİ - 2

 

Baştarafı önceki sayıdan>>

 

Kız arkadaşlarımın; Aslı, sağ ayağından özürlü, ortaokul mezunu, beyaz tenli, siyah gözlü, uzun saçlı idi. Boyu boyuma uygun, göçmen ailenin en büyük kızıydı.

Sevim, sara hastası: (iğnesi saatinde olmazsa bayılıyordu.) Yüzbaşı babanın biricik kızı. Sarışın, uzun sarı saçlı, yeşil gözlü, lise mezunu. Boyu boyuma uygundu. İstanbulluydu.

Aysel, sağlıklı idi. Ortaokul mezunu, kumral tenli, siyah saçlı, orta boyluydu. Bartın’da oturuyordu.

Zehra, sol ayağı hafif aksıyordu. Benim boyumdan kısa, kumral ten renginde, siyah gözlü, siyah kısa saçlı arka-daşım. Muşluydu. 

Nevin, kumral ten, kahverengi gözler, saçlarını sarıya boyamış, öğretmen okulunda okuyan sevimli kız arkadaşım. Kayseri – Develi’de oturuyordu.                 

Hepsini çok seviyorum. Onlar benim hayat arkadaşım olacaktı, hepsi birbirinden güzeldi. Seçim yapamıyordum.                                                                          

Ben, kız arkadaşların fotoğraflarını istedim gönder-diler. Karşılığında bende gönderdim. Her biri diğerinden güzel, hayallerimi süslüyor,  her birine ayrı ayrı âşık oluyordum. Bütün günüm onları anmakla geçiyordu. Gençliğimin verdiği heyecan ile saçlarımı uzattım. Uzunluğu kulaklarımı örtüyor, uçları omuzlarıma değiyordu. Yeşil gözlerim, siyah-beyaz fotoğrafta belli oluyordu. Yıllık iznimi yazın kullanıyordum. Mektuplarımız karşılıklı gelip gidiyor. Birbirimizi görme, tanışma, yakınlaşma isteklerimiz artarken; yıllık iznimin geldiğini onların vereceği bir tarihte buluşabileceğimizi yazdım. İlk mektubumu Aslı’ya yazdım ve iznimi kullanmadan önce yolladım. Mektubumda:” Sevgilim, senin hasretinle yanıyorum, seni çok merak ediyorum, elinin sıcaklığını duymak istiyorum. İzmit’te nerede, saat kaçta, buluşma yerini tarif edersen seninle daha uzun zaman görüşürüz. Mektubunu sabırsızlıkla bekliyorum, seni çok seviyorum, aşkım benim, Yaşar.” Diye yazdım hemen yolladım. Onbeş günlük yıllık iznimi kullanmaya başladım. Gelen mektupta; “Yaşar’ım, 10 Haziranda görüşebiliriz, çok heyecanlıyım ve seni bende merak ediyorum, o günün bir an önce gelmesini istiyorum. İzmit’in ortasından tren geçiyor, garajda indikten sonra tren raylarını takip edersen Elize pastanesini bulursun. Saat 14’-te buluşalım. Canım benim, seni bende merak ediyorum, yeşil gözlerinin içinde kaybolmak, seni sevdiğimi bağırmak istiyorum. Sevgilerimle senin Aslı’n. Öptüm.” Yazılı mektubunu aldım okudum: hayallerim gerçekleşecekti, çok sevindim kaç kez okuduğumu hatırlamıyorum!

Aslı ile İzmit’te buluşacaktık. Bir gün önce, saat 19’da kalkacak olan otobüs biletimi yazıhaneden aldım. Te-miz elbiselerimi giydim, kravatımı taktım, kalkıştan on dak-ka önce otobüse bindim. Zaman geçmek bilmiyor, heyecanım artıyor, uyuyamıyordum. Sabahleyin İzmit’teydim. Heyecan içinde garajdan pastaneye doğru giderken; şehrin or-tasından geçen tren yolunu takip ediyordum. Çünkü mektupta öyle yazmıştı. Cadde üzerinde bulunan “Elize” pasta-nesinde saat 14’de buluşacaktık. Ben, pastaneye önce girdim oturdum. Zaman geçmek bilmiyor, heyecanım daha çok artıyordu. Nihayet, Aslı ve arkadaşı pastahaneye girdiler. Yıllarca hasretini çektiğim sevgilim, benim yanıma oturacaklarına, karşı masaya oturdular. Ben, el işaretiyle yanıma davet ediyor, onlar beni davet ediyordu. Ben utanıyordum.  Fakat kalbim yerinden sanki fırlayacaktı. Sevdiğim kız beni çağırıyor, ben salak, utancımdan yanına gidemiyordum. Haklı olarak kızdılar; kalktılar dışarıya çıktılar. Ben de onlara yetişmek için çıktım!                                                                                                                      Aslı; - Yanımıza niçin gelmedin? Dedi kızgınlıkla.

Ben; - Taşralı olduğum için özür dilerim, utandım! Dedim.

Aslı; - Aşağıda Elize-2 pastanesi var, oraya gidelim. Siz nasıl isterseniz, ben sizin misafirinizim.                                                                                                                           Ben bir an şaşırdım, çünkü Aslı’nın ayağı yürürken çok az aksıyordu. Pastaneye girdik, üst kata çıktık.                                                                                                                    - Ben Yaşar, seni görmek bu güne nasipmiş, heyecanım için özür dilerim. Yanınızdaki arkadaşınız mı?                                                                                                                            - Fatma ile aynı sokakta oturuyoruz. Ben Aslı, tanıştığıma memnun oldum. Şehrimize hoş geldin.                                                                                                                                   - Bir şeyler ister misiniz? Dedim.  İsteklerimizi söyledik! Siparişlerimiz geldi. Yemeğe başladık. Ben, Aslı’nın gözlerinin içine, Aslı’da benim gözlerimin içine hasretle bakıyorduk. 

Ben; - Fotoğrafından daha güzelsin, idealimdeki kız sensin.  Aslı, seni çok seviyorum. Şimdi, Yaşar gitme burada kal desen, senin yanından asla ayrılmam.

 Aslı; - Yaşar, ben de seni çok seviyorum. Sevmesem gelir miyim?                                                                                                                                         

- Yaşar, ben fazla kalamam, annemden arkadaşa örnek görmeye gideceğim diye izin aldım, kusura bakma olur mu?                          

Ben; - Aslı, bu kadarı da yeter, seni gördüm ya! Dedim. Kendimden bahsetmeye başladım:  - Ailenin tek oğluyum, üç ablam var, annem ve babam öldüler. Kendime ait evim var: iki artı bir oda. Maden ocağında elektrik teknisyeni olarak çalışıyorum, seninle evlenebilmek için para birikliyorum ve senin vereceğin tarihte, babandan istemeye geleceğimizi söyledim.  Dinledikçe gözlerinin içi gülüyordu. Vedalaşma vakti gelmişti. Pastanenin merdivenlerinden hep beraber indik. O yumuşak ipek elini uzattı. Ben de hemen elimi uzattım. Ellerimiz birbirine değince; içimden yanardağ lavlarını akıtıyordu. Yıllardır hasretini çektiğim, âşık olduğum kızın elini tutuyordum, onunda elleri heyecandan titriyordu.                                                                                           Arkadaşı;- Aslı, sen ne şanslı kızsın, benim de böyle sevdiğim olsa neler vermezdim, dedi.                                                                                                    Aslı;- İnşallah senin de olur, arkadaşım, Allah gönlüne göre versin! Dedi.

Aslı’da anlatmaya başladı: - Dört kız, iki erkek, en büyükleri abisi, kızların ikinci büyük kendisinin olduğunu, herhangi bir yerde çalışmadığını, ev işlerini yapmaktan za-manın yetmediğini, kalabalık aileleri olduğunu, İzmit’in çe-şitli yerlerinde babasının ve annesinin akrabalarının oturduklarını anlattı.”  Hep beraber kalktık, onlar gideceklerdi. Aslı, elini uzattı, tokalaştık. 

Aslı; - Tekrar görüşmek üzere Yaşar’ım.  Derken gözlerimin içine bakışı; gitmemi istemiyor gibi geldi. Çünkü gözleri nemliydi! 

Ben;-  Aslı’m, en kısa zamanda tekrar görüşelim. Ben sensiz koca şehirde yapayalnızım. Akşama kadar ne yaparım? Sizinle aynı minibüse binsem oturduğunuz evinizi öğrensem olur mu? Dedim.                               

Aslı;-  Olur, bizim indiğimiz yerde sen de in, fakat bizi takip etme olur mu?  Aslı benim özürlü oluşumu yadırgamadı. İşte o zaman anladım, bu kız gerçekten beni seviyor. Hep beraber minibüse bindik. İneceği sokağa geldik. Beraberce indik. Ben kenara çekildim, onları tanımıyormuş gibi yap-tım. Onlar, Aslı’nın oturduğu eve giderken, ben çaktırmadan yakındaki kahvehaneye doğru yürürken; göz ucuyla takip ettim. İndiğimiz yer ile oturduğu ev çok yakındı. Ben kahvehaneye girdim, bir bardak çay içtim, kalktım minibüs durağına gittim, tekrar garaja geri döndüm. Akşam saat 20’de Söke’ye gidecek otobüs biletini aldım. Zaman geçmek bilmiyordu. Ben de evlerinin önünden geçmek, Aslı’yı tekrar görebilmek için minibüse bindim. Kahvehanenin önünde in-dim, evin önünden geçerken baktım; balkondan bana bakı-yordu. Bir süre aşağıya doğru yürüdüm, geri döndüm, yürürken hala balkondaydı. Balkondan, mahsun bakışı gözle-rimin önünden gitmiyordu! Kalbimin yarısını burada bırakı-yordum. 

Kanadı kırık kuş gibiydim. Uçamayan, sevgilimin gelip avuç-larının içine almasını bekleyen kuş gibiydim, uçmak isteme-yen boynu bükük yavru kuş misali. Ayaklarım ayrılmak istemiyordu buradan, zoraki adım atıyordum. Garaja geri dön-düm. Otobüse bindim; yol alırken yolcuların çoğu uyurken, ben uyuyamıyordum. Hep Aslı’yı düşünüyordum. Gözümün önünden hayali gitmiyor, elinin sıcaklığını avucumda hisse-diyordum. Elimde fotoğrafını bakmaktan uykuya dalmışım, otobüsün mola verdiğini, yanımdaki yolcu uyardı, Uyandım; elimdeki fotoğraf düşmüş, yerden aldım, kalbimin üstünde bulunan cebime koydum.

Devam edecek>>>

 

Bu makale 208 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz