söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



ENSAR TURGUT TEKİN - AHMET HİLÂLİ UZBEK KONAĞI KÜLTÜR HİZMETİNE AÇILIRKEN!-2


ENSAR TURGUT TEKİN -

 

AHMET HİLÂLİ UZBEK KONAĞI KÜLTÜR HİZMETİNE AÇILIRKEN!-2

 

Baştarafı önceki sayıdan>>>

 

Üzerine mütevazi bir mezar yaparak, gül fidanları dikmişler. Bu fidanlar büyümüş üzerinde güller açmış. Mezar insana bir manevi haz veriyor. Aslında ben çocukluğumdan bu yana mezarlardan ürperip korkarken burada huzur duydum. Restorasyon Mimarı Mine Hanım mezarla ilgili olarak şunları söyledi:

-Hocam, bu güller kışın bile solmadı ve açtılar. Yaprakları kuruyup dökülmesine rağmen, gülleri kış boyu açılı kaldı. İster inanırsın istersen inanmazsın. Biz Allaha Şükürler olsun ki inançlı insanlarız. Elbette inanıyoruz. Allah isterse her şey olur. Yine Mine Hanım’ın anlattığı tespit edilen ikinci ışıksal görüntü ise şudur: Bir dervişin ışıktan siületi halindeki görüntüdür. Bunların ikiside bilgisayarda kayıtlıdır. Bu görüntüleri doğrulamak ve belgelemek için bende alarak, bilgi sayarıma aktardım. Bende bir çok insanlar gibi bazı hurefe inançlara kolay kolay inanmayan bir insanım. Ama gözle görünen bir varlığa inanmamakta bence aptallık olur. İnanmayanlara bir sözüm yoktur. Şimşek çakar geçer, bu bir ışıktır. Tutmak, yakalamak gibi bir imkanımız yoktur. Bu olaya inanmamak ise aptallık olmaz mı? Yıldırım, insana çarpınca öldürür, ağaçları ve kayaları parçalar. Bu gücü gözle görsek bile elle tutabilir miyiz? Elektriği gözle görme, elle tutma olanağımız var mıdır? Demekki olmayan bir şey nasıl görüntülenmiştir? Madem görüntülenmiş gördüğümüz bir görüntüsü varsa bu görülmüş bir olaydır, daha doğrusu varlığı olan bir olaydır. Olmayan bir şeyin görüntüsünü elde etmek fiziksel olarak mümkün değildir. Hatta fizikte zahiri görüntüler bile elde ediliyor. Ben bunların varlığını tartışacak değilim. İster inanırlar ister inanmazlar. O onların anlama ve mantık ölçülerine göre değişebilir. Ama çağımızda var olan teknoloji ile buna benzer bir çok olay kayıt edilmiştir. Bir örnek vereceğim, bu örneği gözlerimle görmediğim zamanlarda bende tereddüt içinde idim, ama görünce bir zaman şaşkınlığımı gideremedim. Olur mu, Olmaz mı muhakemesi yaptım? Örnek Şu idi:

 

KAVAS DEDE TÜRBESİNDE TESPİT EDİLEN IŞIĞIN GÖRÜNTÜSÜ:

Kavas Dede hakkında araştırmalara başladığım yıllarda, bana bir çok insan dede ile alakalı bir çok şey anlatıyordu. Bunlardan biride dedenin mezarının üzerinden bir ışık demetinin kalkarak başka yönlere gittiği hakkında idi. Ne yalan söyleyeyim ben bu ışık hikayelerine pek anlam veremediğim için fazla dikkate almıyor, kısacası inanmıyordum. Kendi kendimde böyle bir çelişki duyduğum içinde bu ışık olayını hep es geçiyordum. Kayıtlarıma ve notlarıma almıyordum. Sonra bir olay meydana geldi. Olay şöyle gelişti:

Yıl 2015 ve 2016 ya bağlanacak olan gece saat 23.30 sıralarında kendisi Almanya’da çalışan bir vatandaşımız Türkiye’ye yılbaşı tatili dolayısıyla gelmiş. Bir arkadaşı ile Yenicami Mahallesindeki evine giderken Değirmen Caddesi Üzerinde bulunan Kavas Dede Türbesi üzerinde bir ışık görüyor. Elindeki cep telefonu ile bu ışığı görüntülüyor. O gecenin sabahında ben dedenin türbesinin karşısında bulunan kitap kırtasiye dükkanımı açmaya geldiğimde dükkanın önünde iki kişinin beklediğini gördüm. Onları önce müşteri sandım ve selam verdikten sonra dükkanı açtım. Onlarda arkamdan dükkana girdiler. Ben onları müşteri sanarak isteklerini sordum:

-Buyurun bir şey mi lazımdı? Demiştim ki, Almanya’da işçi olan:

-Hocam, biz sana bir şey göstereceğiz, dedi. Sonra cebindeki telefonu çıkarıp, sordu:

-Hocam, biz akşam eve gelirken Kavas Dede’nin Türbesi’nin üzerinde bir ışık gördük. Bu ışığı cep telefonun kamerası ile görüntüledik. Bir bakar mısın? Dediler: Bende heyacanlanarak, görüntüye baktım. Eskiden televizyonlarda Ufo görüntülerinin resimlerini  gösterirlerdi. Birde Uçan Daireler’in resimleri ve görüntülerine benzer gökkuşağı renklerine hakim bir görüntü mezarın üzerinden kalktı ve garaj istikametine doğru semaya yükselerek gitti. Göz görme alanına kadar takip edebildik ve sonra kayıp oldu. Demekki, bu görünen ışıklar ve söyleyenler doğru imişler ki, onlarda bunların benzerlerini anlatıyorlardı. Şimdi bu insanlara biz inanmıyor da siz “Yalancısınız mı?” diyeceğiz? Olmaz böyle şey, kendi kaprislerimiz ve inatlarımız için başkalarını yalancılıkla suçlamak doğru olmaz!.. Biz şimdi Sayın Ahmet Hilâli Uzbek’in anlatılarına kulak verelim.

-Atalarım, mübadele esnasında Girit’ten Söke’ye gelirken, Şeyh Elhac Ahmat Hilâli Hazretlerinin mezar taşları ile mezarından çıkardıkları iskelet kemiklerini de beraberlerinde getiriyorlar. Yollardaki bir çok meşakkata ve zahmete katlanarak, atamızın kemiklerini orada gavura bırakmıyorlar. Mübedelada ailemize verilen bu konağın bodrum penceresinin içine koyarak, pencerenin içten ve dıştan kapatılmasını sağlayarak o kemikleri orada saklamaya başlıyorlar. Konağı belediyeye bağış yaptıktan sonra restorasyon ekibince kapatılan duvarlar açılarak, iskelet ortaya çıkarılarak, konağın doğusunda bahçede kazılan bir mezara gömülüyor. Bu mezarın üzerine gül fidanları dikiliyor. Yaz ve kış açan güller işte o Şeyh Hazretlerinin mezarındaki güllerdir.

                                                       

AHMET HİLÂLİ UZBEK DİYOR Kİ:

-Biz bu konakla birlikte birçok tarihi değeri bulunan belge, kitap, ferman ve “soy silsilesi” gibi tarihi değeri olan vesikalarda teslim ediyoruz. Bu belgelerinde bu konakla beraber bir manevi değeri vardır. Atamız Elhac Şeyh Ahmet Hazretlerinin edebi ve tasavvuf değeri olan ilahiler ve şiirleri ve yazıları da vardır. Yine o yıllarda yazılmış el yazması tarihi değeri bulunan birçok eser vardır. Bunların sergilenerek bundan böyle Söke ve Müslüman Türk halkına hayırlı olmasını dileriz. Eğer bir Kültür ve Tarih Müzesi niteliğine kavuşturursak, ileride bunun gelişerek dalında bir müzeye dönüşeceğinden hiç kuşkumuz yoktur.

  -Ahmet Hilâli Bey’in bu isteğine ve düşüncesine  aynen katılıyoruz. Her şeyin başlangıcı güçtür. Ama zaman içinde bu güçlükler aşılarak, kolaylaşır. Belediye burayı Böyle bir Müzeye dönüştürürse, Söke ve çevresinde eski yazı ile yazılmış ve taş baskı ve el yazması çok değerli kitaplar vardır. Bunlar evlerde çürümeye terk edilmiş yok olmaya başlamışlardır. Oysa bunlar, bizim kültürel varlıklarımız ve eski eserlerimizdir. Söke’de yapılacak bir derleme sonunda bu türden bir çok kitap ve belge toplanır. BU belge ve kitaplar bilir kişi hocalarımız tarafından yeni yazıya çevrilerek aktarılırsa, bunların hem ne oldukları açıklık kazanır ve hemde gün ışığına çıkar. Köylerde Cumhuriyet öncesi hocaların evlerinde, yine okur yazar olan zengin evlerinde çok zengin kitaplıklar vardı. Bugün bu kültür hazinelerimiz ne yazıkki vurdum duymazlığımızın sonucu çöplere atılarak veya yakılarak imha ediliyor. Bazı günler yolda giderken evlerden çöplere atılmış çok değerli kitapları görüyorum. Onları atanların o kitapların değerlerini bilmeyen cahil insanlar olduklarını söylememe gerek yoktur. Bir gün yine çöpe atılmış olarak bulduğum bir kitap, bugün piyasada bulunmayan çok değerli bir kitap olarak kütüphanemde baş köşede saklıyorum. Söke’nin yeni harflerle yazılmış   ilk tarihi ve Coğrafyası. Bu kitap bugün benim için çok değerli bir kaynaktır. Ama onu Çöpe atan hanım için ne ifade eder ki? Bu buna benzer birçok tarihi ve kültürel varlıklarımız sağda solda çürümektedir. Belediyemiz Kültür hizmetlerine yeteri kadar değer vermiyor mu? Yoksa o göreve getirdiği kişiler mi bu konuyu anlamıyorlar? Bence o göreve gelenler bu konuda yeteri derecede bilgi ve beceriye sahip değiller. Bugün bu göreve gelen kişilerden en az ikisi ileri derecede Osmanlıcaya sahip olacak ve her türlü eski yazıyı okuyup tercüme edecek derecede eğitime sahip olmalıdırlar. Çünkü herkes bu dalda hizmet veremezler. Taşıma su ilede değirmen dönmez. Söke’de eski yazıları okuyacak ve anlayıp tercüme edecek az sayıda yetişkin insanımız vardır. Bugün bu insanlardan Allah gecinden versin ölmeden önce yararlanmak bence çok yararlı olur. Bağışlanan bu konakta, bu tür eski el yazması ve baskı kitap, belge ve arşiv malzemeleri ile güzel sanatlar dalında açılmış bir müzeye dönüştürülmesine gerçekten ihtiyaç vardır. Tarihimizi, kültürümüzü ve eski eserlerimizi korumak ve değerlendirmek, çocuklarımıza sağlam bir miras bırakmak için bu işi benimseyerek, bu dalda gerçekten severek ve bilerek görev yapacak olan ehil ellere teslim etmek zorundayız. Yoksa başarılı olamayız! Bu dalda eski eserleri kolayca okuyup açıklayacak bazı hocalarımız vardır. Bunlara okutulup yeni yazıya aktarıldıktan sonra sadeleştirilmesindeki çalışmalar çok önemli bir ekip işidir.

  Elhac Şeyh Ahmet Saib Baba’nın evlatları Girit’ten Söke’ye gelirken beraberlerinde çok değerli tarihi belge ve dökümanlar getirmişler. Bu belgelerin çoğu ferman ve silsile name türünde evraklardır. Bunları incelemek, okuyup, çözerek tarihe bağlayıp, günümüze yansıtmak ciddi bir mesai ve uzmanlık dalıdır. Dil Tarih Coğrafya Fakülteleri uzmanlarından ve bu dalda yetişmiş hoca ve Öğretmenlerden yararlanmak gerekir.

Belediyemiz Kültür Müdürlüğü bu konuları iyi bir şekilde organize ederek, düzenlemelidir. Bu konuda her türlü destek ve yardımı yapmaya hazırız. Bu dalda uzman olan Söke’de yaşayan insanlardan yararlanmak istiyoruz. Bu kişilerle irtibat kurarak çalışmalar yapmakla mümkün olacaktır. Açılıştan sonra yine bu konuyu ele alacağız. Gereği için belediye başkanımıza arzolunur. SON…

 

Bu makale 92 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz