söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



LİBYA'YA ASKER GÖNDERME KARARI


LİBYA’YA ASKER GÖNDERME KARARI

 

Öncelikle şunu ifade edeyim ki,  hiçbir gerekçe Libya’ya asker gönderme kararının doğruluğuna ve haklılığına beni ikna edemez. Bu konudaki düşüncem sabittir ve değişmesi de mümkün değil.

Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin temel dış politikası “Yurtta barış, dünyada barış” olmuştur. Yine Ak Parti hükümetleri tarafından ortaya atılan, “komşularla sıfır problem” politikası da beni  heyecanlandıran ve mutlu eden bir söylem olmuştu. O günlerden bu günlere problem yaşamadığımız komşu kalmamış bile olsa beyan edilen niyet doğruydu. Belki  yöntem yanlıştı,  belki de niyete fazla inanılmamıştı.

***

İkinci Dünya Savaşı ülkemizin etrafını adeta ateş ve kan gölüne döndürürken ülkemizi yönetenler daha önce savaşın tahribatını yakından gören insanlar olarak bizi bu savaşın dışında tutmayı başardılar. Elbette ki savaşın yokluklarını bizler de hissettik. Hani şu sürekli dile getirilen karneyle ekmek meselesi gibi… Ama hiçbir canımızı telef etmedik. Dünyada adeta taş üstünde taş kalmazken biz bu kanlı savaşın dışında kalmayı başardık.

Türkiye Cumhuriyeti ilk kez 1950 yılında ülke dışına asker gönderdi. Kore’ye gönderilen tugayımız hamasi nutuklarla ve son derece insancıl söylemlerle uğurlanmıştı ama yüzlerce evladımızı kaybetmiş,  binlercesi de belli uzuvlarını yitirmiş  gaziler olarak yurda dönmüştü. O savaştan önce Kore Devleti Güney ve Kuzey diye ikiye ayrılmıştı. Bir tarafı Amerika Birleşik Devletleri yanında yer alan müttefikler desteklerken diğer tarafı da Çin ve Sovyetler Birliği destekliyordu. Savaş sonrası Kore yine iki devlet olarak kaldı. Oralarda Amerikan ve diğer sömürgeci ülke çıkarları devam etti.  Biz ise kayıplarımızla baş  başa kaldık ve kendimizi “hürriyet kahramanları” falan gibi laflarla teselli  ettik. Önceleri gazi olarak karşılanan o yaralı askerlerimiz de zaman içinde ne yazık ki kör, topal,  çolak diye anılıp çağırıldılar.

Onlar bile o savaşa neden girip neden can pazarında yer aldıklarını anlayamadılar.

***

Sevgili okuyucu, bizim ulus olarak sömürgeci kültürümüz hiç olmadı. Bir cihan imparatorluğu kurduğumuz dönemlerde bile gittiğimiz yerleri sömürmek yerine kendimizden bir şeyler vererek mamur hale getirdik. Yani o zamanlar bir koyup şu kadar alacağız lafları hiç edilmiyordu. Hatta fethettiğimiz Balkanlar ve de Ortadoğu ülkeleri devletimiz tarafından mamur hale getirilirken Anadolu’yu tamamen ihmal etmişiz. Bunu da Kurtuluş Savaşı sonrası gördük. Anadolu o kadar ihmal edilmişti ki, karasaban devrini yaşıyordu, toplu iğneyi, nal çivisini bile dışarıdan satın almak zorunda kalıyorduk.

Yani  biz askerimizle gittiğimiz ülkelerden bir şey almadığımız gibi kendimizden bir şeyler vermişiz.

Aynen Kore’de olduğu gibi…

***

Zaman içinde Türk Silahlı Kuvvetleri dünyanın değişik coğrafyalarında görevler yaptılar. Afganistan, Somali, Bosna Hersek bunlardan bazıları. Libya onbirinci ülke olacakmış. Bu bölgelere neden gittiğimizi, ne yaptığımızı, oralarda verdiğimiz şehitlerin ülkemizin ve milletimizin yüksek çıkarlarına nasıl hizmet ettiğini bilmiyorum. Bilen varsa da anlatsın.

Benim askerim, bu milletin evlatları Libya çöllerinde neden ölsünler? Ya da oralarda karşılarına çıkacak olan din kardeşlerine neden silah sıksınlar?

Meşru hükümet davet etmiş. 

Kimin meşru olduğuna biz nasıl karar vereceğiz? 

Ayrıca, başı her sıkışan bizi mi çağıracak? 

Türk askerinin asli görevi olan vatan savunması dışında böyle kullanılmasını içime sindiremiyorum. O ana kuzularını vatan toprakları dışına ölmeye ve öldürmeye gönderecek olan teskere oylanırken bütün vekillerimizin iki kere düşünmelerini, askerlerimizin aslında  kendi yavruları gibi birer ana kuzusu olduğunu akıllarında tutmalarını ümit ediyordum. Hayal kırıklığı yaşadım. Oylama sonucundan da, oylamada insanları kan ve ölüme gönderecek bir kararı verirken bile bazı vekillerin vücut dillerindeki, ses tonlarındaki, yüz ifadelerindeki kibir ve alay ifadelerinden de hayal kırıklığına uğradım.

Halbuki bu işin vebali vardır. O kararı verenlerin vicdan muhasebesi yaparken sabahlara kadar uykusuz kalacaklarını düşünürdüm. 

Görünen o ki, düşünmeye gerek bile görmemişler.

 

Bu makale 635 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz