söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



OVAYI KİM ZEHİRLİYOR


OVAYI KİM ZEHİRLİYOR

 

Bazen duyduklarım ya da okuduklarım beni gerçekten de şaşırtıyor. Hani bazı film repliklerinde duyarız; “senin ağzın ne söylüyor ağam” şeklinde şaşkınlık ifadeleri var ya, işte o hesap. Bazı ağalarımızın ağızları ne söylüyor, anlamak mümkün değil.

Toprağın ve suyun zehirlendiğini, bunu tarım ürünlerine ve sektörünün geleceğine büyük zararlar verdiğini söyleyecek en son kişi bana göre Ziraat Mühendisleri Odası Başkanıdır. Bu toprakları zehirleyen kimyasalları ben satmıyorum ki…

Bu örneği daha önce de verdim, yine vereceğim.

Önceki  Söke Ziraat Odası başkanlarından Kemal Kocabaş ile yaptığım bir televizyon söyleşisinde bana eskilerden söz etmişti. Kendisi ziraat lisesi eğitimini sanırım Bursa ya da Balıkesir’de yapmış. Orada okul arkadaşları arasında Adanalı öğrenciler de varmış. O zamanlar Söke ovasında tarım ilaçları hiç kullanılmazken Adanalı öğrenciler kendilerinin 4-5 çeşit ilaç kullandıklarını anlatırlarmış.

Başkan Kocabaş o gün üzüntüyle ifade etmişti:

“Şimdi biz on çeşit ilaç kullanıyoruz, onlar da 14-15 çeşit... Her sene bu sayı artıyor.”

İşte bölgemizdeki tarımın gerçeği bu sözler. Ovamız en azından son otuz yıldır kimyasallarla zehirleniyor. Menderes Nehri’ne güzergahı boyunca akıtılan evsel ve endüstriyel atıklar da ayrı bir hikaye. Bütün bunları biz yıllardır konuşuruz. Öyle ki,  biz bunları konuşmaya başladığımızda Aydın’ın gündeminde jeotermal diye bir konu yoktu bile.

Şifalı sular olarak birkaç kaplıca ve içmeler…

***

Bir dostum anlatıyor:

“Bundan birkaç sene önce Söke Belediyesi tarafından düzenlenen Serçin Yılan Balığı Şenliğinde ikram edilen yılan balıklarından yedikten sonra birkaç kare fotoğraf çekmek için göl kenarına gittim. Sazlıklar arasındaki ambalaj atıklarını görünce dehşete kapıldım. Yüzlerce kimyasal ilaç ambalajı göle atılmış, dalgalarla gelip sazlıklara takılmışlar. Bunlar bu gölün sularını mutlaka zehirlemişlerdir ve biz oradan tutulan balıkları yemiştik…”

Bu dostumun serzenişi haksız değil ama noksandı. Ortalıklara atılan o kadar çok ambalaj malzemesi vardı ki… Hatta güya iyiliksever çevreci kişilerin bazen bunları toplayıp yakarak  bertaraf etmeye çalıştıklarını da görmüştük. Yani toprak ve suyla beraber havayı da kirletiyorduk.

Bütün bunlar olurken bu çevreci  Ziraat Mühendisleri Odası Başkanı çevreyle,  toprakla,  suyla, tarımın geleceğiyle ilgili kaygılar ortaya koymuyor.  Jeotermal enerjiden elektrik üretimi ilk söz konusu olduğunda da bir tepki yok. Ama şimdi herkesle beraber ve herkesten fazla çevreci…

***

Pamuğun Başkenti olarak nam salmış Söke’de bundan 30-40 sene önce dekarda 200 kilo pamuk almak büyük bir başarıydı. Şimdi 600 kiloyu beğenmiyorlar. Bu rekolte artışı elbette sevindirici ve  sebebi de kullanılan kimyasallar. Ancak biz pamukta üretimi böyle arttırırken kendi ilçemizde kurulan, kuruluş  felsefesi bu ovanın pamuğunu işlemek olan fabrika bile Söke pamuğunu almaz olmuştu. Çünkü yapılan tahlillerde kullanılan kimyasalların tehdit edici boyutlarda olduğu, o malzemeden yapılan tekstil ürünlerinin insan sağlığı için uygun olmadığı tespit edilmişti. 

Adamlar dünyanın öteki ucundan,  Amerika’dan pamuk ithal ederek üretim yapmışlardı.

Oda başkanının çevreyle ilgili endişelerini ifade etmesi güzel bir şey. Bu konudaki hassasiyetinden de mutluluk duyarız ama, özeleştiri de gerekir. Siz önce kendi yaptığınız işin sorumluluğunu  üstlenin. O zehirli kimyasalları satmadan önce toprak analizleri isteyin.  İlaçlamada aşırıya kaçılmasına engel olun. Sattığınız ürünlerin ambalajlarını geri alıp olması gerektiği gibi bertaraf merkezlerine gönderilmesini sağlayın. 

Tarımsal alanların korunması sorumluluğu öncelikle sektörün içinde olanlara ait değil midir?

Bu konuda daha söylenecek çok sözümüz var.

 

Bu makale 989 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz