söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



FAKİRLEŞEN AYDIN


FAKİRLEŞEN AYDIN

 

Geçen hafta yerel basınımızda haberini ve yazılan birkaç köşe yazısını görünce hüzünlendim. İçim sızladı. Aydın giderek fakirleşiyormuş. Bunu devletin resmi kuruluşu olan TUİK raporlarına dayanarak ortaya koyuyorlar. Her ne kadar enflasyon hesaplamasında komik denecek kadar büyük sapmalarla kimsenin anlayamadığı sonuçlar çıkarıp neredeyse sıfır enflasyon ilan edecek olan bu kurum güvenilir olmasa da bu konular istismarında kimseye yarar sağlamayacak konular olduğundan fazla hassasiyet gösterilmemiştir diye düşünüyorum. Yani veriler doğrudur ve yaşadığımız kent adına üzüntü vericidir. Aydın 2004 yılında Türkiye’de 25.sıradayken 2018 yılında 40. Sıraya gerilemiş. Yani 14 yılda 15 basamak geri gitmiş. Bunun sebepleri mutlaka ortaya konmalı ve bu düşüş durdurulmalıdır.

Kötü giden tabloda Aydın olarak bizim yaptığımız eksik ve yanlışlıklar illa ki vardır, ancak bizi yakalayıp  geçen kentlerin de yaptığı doğrular olduğunu düşünüyorum. O doğruların neler olduğuna bakıp iyi tahlil etmeliyiz. 

***

Sevgili okuyucu,  suçu hemen başkalarına atmak işin kolayına kaçmaktır. İlk akla gelen yöneticilerin suçlanmasıdır. Bu da yapılır elbette.  Bir kentin gelir dağılımındaki yeri bu şekilde bir gerileme gösteriyorsa yerel yöneticilerimiz, iktidar partisinin bölgeyle ilgili  politikaları, başta bölge milletvekilleri olmak üzere siyaset adamlarımız, sivil toplumun temsilcileri, hepsi de eleştirilerden nasibini almalıdır. Ama asıl olan bizim,  yani bu kentin hemşerilerinin öz eleştiri yapması,  hemşerilik  bilinci ve sorumluluğuyla  hareket edip etmediğimizin sorgulanması gerekir.

Eğer sorunu siyasette görüyorsak biz şimdiye kadar siyasetten ne istedik?

Bürokrat tayinleri ve siyaseten adam kayırmaları birinci öncelik yaptığımız oldu mu? 

Kişisel  beklentileri hayata geçirmek için toplumsal öncelikleri görmezden geldiğimiz oldu mu?

Kendi içimizde bile bölgecilik yaptığımız, yumruğu bir yere vurmak yerine Aydın’ın doğusu, batısı diye ayrımlara gittiğimiz, hizmetleri merkeze yığıp ilçelerden kıskandığımız oldu mu?..

Bu soruları elbette çoğaltabiliriz. Bu sorulara eğer vicdan değerlendirmemizde “evet” cevaplarını fazlaca veriyorsak bizim siyasetten de bürokrasiden de şikayet hakkımız yok diye düşünüyorum.

***

Başka bazı tespitler de yapalım. Evliya Çelebi’nin ünlü sözünü tekrar hatırlatmak istiyorum:

“Dağlarından yağ, ovasından bal akan şehir”

Yağ işini anladım. Allah’ın Akdeniz iklimine bahşettiği o sihirli  bitki olan zeytin ağacının mucizevi  meyvesi zeytinden elde edilen yağımız çok şükür artmasa da devam ediyor. Ne de olsa zeytin zahmetsiz bir iş. Dağlarda kendiliğinden yetiştiği için arada budama yapmak ve günü geldiğinde toplamak yetiyor. Son zamanlarda bu işi hakkıyla yapmaya çalışan, hasadı bile özenle  gerçekleştirip kaliteyi arttırmaya çaba gösteren girişimcileri ayrı tutuyorum.  Ama büyük çoğunluk bu işi adeta ek iş olarak görüyor. Günü gelince söylene söylene, üşene üşene topluyorlar. Sırıkla öyle haşin davranıyorlar ki ağaç küsüp bir sene sonra ürün veremiyor.

Neyse, dağlardaki yağ bu işte. Ovadan akan bir bal göremedim de, Evliya o zamanlar görmüş demek ki. Ben ovanın bolluğunun en fazla görüldüğü ilçede, Söke’de yaşıyorum. Burada da umudumuzu pamuğa bağlayıp yaşıyoruz. 

***

Sevgili okuyucu, bundan 20 sene öncesine kadar ovalarımız altın çağını yaşıyordu. Beyaz altın adını takarak değerini ifade etmeye çalıştığımız pamuğun bereketinden yararlanmak için ülkemizin dört bir yanından tarım işçileri gelip çalışıyorlardı.

O zamandan bu zamana Söke’de pamuk azalmadı. Aydın’ın pamuk ekilen diğer ilçelerinde de azalmadı. Hatta rekolte o günleri üçe katlayacak rakamlara ulaştı. Aydın ve ilçelerinde yetişen diğer tarımsal ürünlerde de bir azalma olmadı. Ama dünya değişti. Üretim alışkanlıkları değişti.  Yaşam biçimleri sorgulanır oldu. 

Bu konuya devam edeceğim.

 

Bu makale 793 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz