söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



Ensar Turgut Tekin - ATATÜRK'ÜN “YURTTA BARIŞ VE DÜNYADA BARIŞ!” PAROLASI


Ensar Turgut Tekin

ATATÜRK’ÜN “YURTTA BARIŞ VE DÜNYADA BARIŞ!” PAROLASI

 

Dünyada Nasyonal Sosyalizm, diktatörlük, kominİzm, Parti baskıları kitap yasaklamaları ve Hitler’in, Musoloni’nin, hışımları başlamadan önce büyük Atatürk dünyaya çok önemli bir mesaj verdi: “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ!” İnsanlığı savaşların getireceği felaketlerden kurtaracak olan tek mesaj ve parola buydu.

Savaşı yaşamış, onun acılarını can evinde duymamış olanlar için, belki bu mesaj bir anlam ifade etmemiş olabilir ama merminin sıcağında cayır cayır yanmış olan Çanakkale Savaşçısı Mustafa Kemal için çok önemli bir anlam ifade etmektedir!

Dünya her zaman savaş yerine barışı tercih etmek zorundadır. Ona göre: “çok mecbur kalınmadıkça savaş bir cinayettir!” O bu gerçeği başından beri Birinci Dünya Savaşında bir çok cephede görmüş ve bizzat yaşamıştı. Savaşta kazanan taraf yoktu. Bunu savaşan taraflarda görmüş, Birinci Dünya Savaşı’ın da bütün varlığını kayıp etmiş, esir edilmiş, koca imparatorluğun bir anda nasıl çöktüğünü ve yıkıldığını görmüştü. İmparatorluğun bu üzgün, üzgün olduğu kadarda yorgun olan bu savaşçısı Mustafa Kemal Paşası  için, Hitler’in, Sitalin’in,  Musoloni’nin ve diğerlerinin anlayamayacağı ban başka bir dünya görüşü veriyordu: “En kötü bir barış bile, en iyi savaştan çok daha iyidir!” 

Atatürk 1938’de ağır hasta olmasına rağmen, dünya siyasetini inceliyor, gidişatın barıştan uzaklaşarak bir savaşa doğru gittiğini görüyor ve insanlığa bütün kalbiyle seslenerek şu mesajı veriyordu: “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ!” GELECEKTE YAŞANACAK OLAN İkinci Dünya Savaşı’nı sanki yaşamışçasına görmüş gibi bütün dünyaya bu güzel mesajı veriyordu.

Bu mesajı algılayan ve anlayanlar kazanmış, algılayamayarak anlamayanlar ise kayıp etmişler ve dünyayı kana boğarak cayır cayır yakmış ve yıkmışlardı. Çoğu da yıktıkları bu enkazın altında kalarak acılar içinde can vermişlerdi. Dünya da, İkinci Dünya Savaşı’nın getirdiği acı bilanço korkunçtu. Bakın bu konuda tarih ne yazıyor: “-İkinci Dünya Savaşı, 10 milyonu toplama kamplarında olmak üzere, 40 milyon kişinin yaşamına mal oldu! Ardında yakılıp yıkılmış güçsüz bir Avrupa ile kıtanın doğusunda yeni bir efendi olan SSCB. Gibi bir düşman yarattı. Müttefik birlikleriyle Sovyet birlikleri arasında paylaşılan Almanya’nın kaderi belirlenememişti. Paris antlaşmaları dünya ülkelerinin çoğunluğunun iki bloğa bölünmesini onayladı. Bu bloklar, Üçüncü Dünya Ülkeleri doğuncaya kadar, bir kuşak boyunca dünyayı aralarında paylaştılar.

Eğer İnsanlık, Atatürk’ün mesajı olan “YURTTA BARIŞ, DÜNYADA BARIŞ!” Parolasını algılayarak anlamış olsalardı, dünya bu İkinci Dünya Savaşı Felaketini yaşamayacaktı. Ama ne yazık ki herşeyi yalnızca kendi değerleri gibi bilen ve yargılamaya çalışan burnunun dikine giden Avrupalılar, ne yazık ki milyonlarca insanın ölmesine, çocukların yetim genç kadınların dul kalmasına neden olmuşlardır. Bu da yetmemiş birbirlerini yiyerek, insan olduklarını unutmuşlardır!

Bu mesajı doğru algılayan ve anlayan Türkiye, bu ateş çemberinden çok az zararlarla çıkmasını becermiş, Yurtta ve dünyada barış prensibini benimseyerek herkesle dostça yaşamaya barış içinde yaşamaya çalışmıştır.

O ateşten yılları yaşayan Atatürk’ün en yakın silah ve kader arkadaşı İsmet paşa hiçbir liderin verdiği sözlerere inanmamış, sadece Atatürk’ün, mirası olan “Yurtta barış, dünyada barış” parolasıyla milletini ve vatanını bu ateşe atmamıştır. Dünyada, 1939- 1945 yılları arası en acı günlerin yaşandığı yıllardır. Dünya ac ve yangın içinde cayır cayır yananarken, Türkiye’nin burnu kanamamıştır. İnsanlar ac kalmasın, vatanımıza sızmalar önlensin diye ekmek karneyle verilmiş, tahıllarımız stoklanmış, herşeye rağmen önlemler alınmıştır. Türkiye bu acı yılların sonunda demokresiye geçerek, Egemenliğin kayıtsız ve şartsız  sahibi olduğu millete geçmesini sağlamıştır. Ne yazık ki ülkemizi bu ateşli yıllardan kurtaran dönemin iktidarına, savaş sonrasında iktidarı elde etmek isteyen siyasilerce çok insafsızca iftiralar atılmış, İsmet Paşa için sanki çok önemli bir karalama politikası yürütülmüş, bu kampanyalarda din siyasete alet edilerek, Anadolu insanı aldatılmıştır. Ne yazık ki 1946 seçimleri ile  bu Atarük’ün Parolası Ülkemizde de bazı gruplarca kötüye ve çıkarları doğrultusunda kullanılarak, kardeş kardeşe düşman ederek, “Yurtta barış!” parolasına gölge düşürülmüştür. Bir toplantıda İsmet Paşa’ya şöyle sorarlar:

“-Sen, bizi ac bıraktın, ekmeği karne ile verdin!” derler. Oda onlara, şu yanıtı verir:

“-Doğrudur, ben belki bazen sizleri ekmeksiz bıraktım ama; hiç değilse babalarınızı savaşta şehit verip, annelerinizi elleri koynunda dul; sizleri ise boyunları bükük yetimler olarak sahipsiz bırakmadım!“ cevabını verir. Bugün İsmet Paşa’ya ve Mustafa Kemal Paşa’ya ateş püskürenlere selam olsun. Dünyaya ve düne bakmayı beceripte ellerini vicdanlarına koyup ta düşünseler, onları anlarlar da, anlamak işlerine gelmediği için anlamaya çalışmazlar!

Hani biz Atatürk’ü anlamıştık? Anladığımız bumu dur? Anlamış olsaydık Yurtta barışı sağlamış olmazmıydık?

 

Bu makale 68 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz