söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



Galip Kamiloğlu - ALEVİLERİN  CUMHURİYETEN BEKLENTİLERİ ve HÜSRAN (2)


Konuk Yazar; Galip Kamiloğlu

Emekli Eğitimci

galipkamiloglu@gmail.com>

 

ALEVİLERİN  CUMHURİYETEN BEKLENTİLERİ ve HÜSRAN (2)

 

Cumhuriyet elitlerinin kurdukları  yeni ve ‘’milli’’ devlette bireyleri  siyasi-hukuki yurttaşlık  temelinde  tanımlayacağını söylerken, diğer taraftan  ulusçu  devletin asli unsuru, makbul vatandaşı olarak Türk ve (Sünni) Müslümanlığı temel almıştır.. Böylece  Aleviler de  diğer  etnik ve dinsel gruplar gibi  devletin makbul vatandaşları dışarıda bırakılmıştır.

İkinci olarak devletin  laikleşme  adımları Alevileri umutlandırmıştır.1924 ‘te hilfet ve ona bağlı Şeyhülislamlığın kaldırılması, 1925 yılında tekke ve zaviyelerin kapatılması en genel ifadesiyle din ve devlet işlerinin ayrılarak  toplumsal yaşamın dinden arındırılması Alevileri Cumhuriyete daha da yaklaştırmış ve umutlandırmıştır

Öyle ki, Aleviler devletin sekülerleşme  politikalarına karşı hiçbir dini talepte bulunmamış ,kendilerine ait kurumların kapatılmasına da fazla itirazları olmamıştır. Çünkü bu yapılan reformların Sünni tarikatları da etkileyeceğini, Sünni cemaatlerin devletten uzaklaştıracağını ve toplumsal yaşamda  dinin etkisinin azalacağını ummuşlardı.

Ne yazık ki pratikte Alevilerin  hiçte umdukları gibi olmadı. Hilafetin kaldırıldığı gün ‘’İslam dininin itikat ve ibadet alanıyla ilgi işleri yürütmek ve dini kurumlarını idare etmek’’ tanımlamasıyla bugün yaşanan bir çok olumsuz uygulamalarıyla,  toplum yaşamını dini kurallara göre şekillendirmeye çalışan Sünni –İslam anlayışının devlette ki  kurumsal temsilcisi  Diyanet İşler Başkanlığı  kurulmuştur. Bu da bize 1925 Alevi tekkelerinin kapatılması ve hemen aynı  gün Diyanet İşleri Başkanlığının kurulmasıyla Osmanlı döneminden süre gelen Aleviliğin yasaklı inanç olma halinin Cumhuriyet döneminde de sürdürüldüğünü göstermektedir.

 Bazı kesimlerin sanki Cumhuriyet döneminde Sünni tarikat ve cemaatlerin daha çok baskı gördükleri izlenimini yaratmaya çalışmaları bence kasıtlıdır, belki tabelaları olmayabilir fakat hepimiz biliyoruz ki  bugün olduğu gibi Cumhuriyetin kuruluşundan beri Sünni tarikat ve cemaatler devletle iç içe olmuşlardı. Bu yaklaşımın diğer bir tehlikeli (kasıtlı) yanı ise bir toplumsal inan olan Aleviliği bir tarikat –cemaat gibi tanımlamaya ve cemaatlerle  karşılaştırmaya çalışmalarıdır.

Bütün bunlar bize Cumhuriyet’in sekülerleşme ve laiklik reformları kağıt üzerinde Alevilerin önünü açmıştır denilebilir, hatta bu reformlar Alevileri memnun etmiş, geleceğe dair ümitlendirmiştir de denilebilir.  Fakat yaşananlara baktığımızda devlet süreç içerisinde Alevilerin kurumlarını, kimliğini, inancını silikleştirerek –asimile ederek  ‘’Türk - laikliği ‘’ siyasi ideolojisi  potasında erimeye bırakmış ve de başarılı da  olmuştur.

Cumhuriyet tarihi boyunca Aleviler kendi kurumlarını ve inanç sembollerini  tanımlayan isimlerle faaliyet gösterememiştirler. Daha günümüze kadar Aleviler Cemevi , Alevi Kültür Dernekleri isimlerini kullanabilmek için bir çok bedel ödemek zorunda bırakılmışlardır.

Cumhuriyet, Aleviliği dini açıdan dışlarken Sünniliği devlet adına sahiplenmiştir.Eğitim kurumlarında  Sünni-Hanefi inancına ait zorunlu eğiti-öğretim verdirirken, Aleviliği onu var eden değerlerinden uzaklaştırarak istediği zaman kullanabileceği ‘’milli’’ ‘’kültürel’’ bir folklorik görüntü olarak sunmaktadır.

 

Bu makale 98 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz