söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



Sonun Başlangıcı Göründü


Sonun Başlangıcı Göründü

 

Ak Parti iktidarının bünyesindeki huzursuzluk dışına taşmaya başladı. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Yine mental yorgunluğu yüzünden AKP’nin bir değişim geçirmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade ediyor. Yurt gezisi sona erince Cumhurbaşkanı Erdoğan kabinede ve parti kadrolarında bir yenilemeye gideceğini ifade ediyor. 

Sayın Cumhurbaşkanı R.Tayip Erdoğan partideki eski yol arkadaşları ise kazan kaldırmış iktidara sert eleştirilerde bulunuyor.

Abdullah Gül’ün D-8 toplantısın da hükümete yönelik sert eleştirileri, Ali Babacan’ın ekonominin patronu olmayı reddedip, Erdoğan’a parti kuracaklarını bildirmesi, Davutoğlu’nun net duruşu, Ak Parti tabanındaki kaynamanın kaçınılmaz sonuçlarıdır.

Ali Babacan her açıdan ilkeli davranıyor, Cumhurbaşkanı Erdoğan “Geç ekonominin başına” demesine rağmen “Hayır geçemem ama elimdeki programı size verebilirim” demiş.

Ekonominin başına geçmeyi reddetme amacı ne? Onu da açıklıyor: Diyor ki; Yeni kuracağım parti de seçeceğim yol arkadaşlarım Liberal, Sağcı, Solcu, Türk, Kürt, Sünni ve Alevi gibi ayrıntılar ile ilgilenmiyorum. Ama iki şartım var!

1- İşinde başarılı ve iyi olması için liyakate önem verilecek.

2- İyi insan olması yani demokrat, insan haklarına ve hukuk devletine saygılı olması gerekir.

Ahmet Davutoğlu ise iktidarı şu sözlerle eleştirdi.

“Türkiye’nin kesin olarak adalete ihtiyacı var. Bu tesis edilmeli. İstanbul seçimi de gerçeği ortaya çıkardı. On üç bin oydan sekiz yüz bine çıkan farkın sebebi milletin vicdanından kopmuştur. Bir seçimde beka kaygısından söz edip, böyle düşünmeyenleri terörist ilan ettikten sonra, diğer seçimde İmralı ile temasa geçmekte milletin vicdanından bir kopuştur.

Davutoğlu Bakanlık sistemini de sert şekilde eleştirdi;

“Devlet mimarisi kişilere göre inşa edilemez. Uyarılarıma rağmen çarpık parlamenter sistemden Cumhurbaşkanlığı sistemine geçildi. Cumhurbaşkanlığı sisteminin sakıncalarını 3 saat anlattım. Eline yazılı bir metin verdim. Son 3 yıl içinde 5 kez giderek dolaylı bir şekilde anlattım. Cumhurbaşkanlığı ile Genel Başkanlık makamının birleştirilmesi zarar verebilir. Devlet yapısı ile aile ilişkileri ayrılmalıdır konusunu dile getirdim” demiş.

Son günlerde Abdullah Gül de sessizliğini bozdu. Sanki yeniden siyaset sahnesine çıkacakmış gibi siyasi ağırlığını bu konu üzerine veriyor. O da diğer eski yol arkadaşları gibi, AKP den ayrılıp yeni parti kurmak için çalışmalar başlattı. Sayın Gül, merhum Adnan Menderes’in torunu Prof. Dr. Adnan Menderes’in yeni kurulacak partinin başa geçmesini istediği öne sürüldü. Bu iddiayı Yeniçağ gazetesi köşe yazarı Ahmet Takan köşesinde yayınladı, yazı özetle şöyle;

“Abdullah Gül’ün en yakınındaki isimler yeni oluşumun başı için Erdoğan’ı çıldırtacak yeni bir isimden söz ediyorlar. Kulislerde onun ismi geçmişti ancak iddialar reddedilmişti. Dedesi ile aynı haberi taşıyor. Mutlu Menderes ve Prof. Dr. Münevver Menderes’in oğlu olan Prof. Dr. Adnan Menderes…  Abdullah Gül’cüler yeni oluşumun başına Adnan Menderes’i geçirmek için yoğun çaba harcıyor.

Görüldüğü gibi İstanbul seçimlerinde alınan ağır yenilgi iktidara yönelik eleştirileri gündeme getirdi. Sayın Erdoğan’ın bir zamanlar en yakın çalışma arkadaşları çok açık ifade etmeseler de onun iktidarına son vermek için var güçleriyle çalışıyorlar. Artık bu süreçten sonra Sayın Erdoğan’ın en yakın rakibi kendi partisinin içinde filiz vermiştir.

Bu tür krizler Türk siyasi hayatında ilk kez meydana gelmedi. Bu film sık sık vizyona girdi. Çok partili parlamenter sisteme geçildikten sonra iktidara gelen birçok iktidar son dönemlerinde hep bölünmeler yaşandı. Mesela DP iktidarın son yıllarında büyük bir bölünme yaşandı. Bütün bu krizler güç kaybının birer işareti olduğu unutulmamalı. 1957 yılında yapılan genel seçimde iktidarın oyu %40 oranında düştü. Muhalefetteki partilerin oyları ise 50’ ye yakındı.

 DP’nin sonun başlangıcını yaşadığı ortaya çıktı. Ama üzerinde duran olmadı. Ama 1960 ihtilalin de gerçek ortaya çıktı. 60 öncesinde bölünmeyle ortaya çıkan ve Genel Başkanlığını Fevzi Çakmak Paşa’nın yaptığı Hürriyet Partisi 1957 seçimlerinde de hiçbir varlık gösteremedi. 

1961 de Adalet Partisi kuruldu. Bu parti 1961 seçimlerini CHP ile birlikte hükümet kurdu. Adalet Partisi 1965 de tek başına iktidar oldu. Süleyman Demirel’in liderliğini yaptığı AP 1965 de bölünme yaşadı. Partinin ağır toplarından olan Ferruh Bozbeyli’nin partisi, 1973 genel seçimlerinde pek bir varlık gösteremedi ama bölünmeden dolayı adalet partisi iktidardan düştü. CHP iktidara geldi. Çok kısa ömürlü bir iktidar oldu.

Arka arkaya yaşanan bu kriz 1980 darbesine davetiye çıkardı. Devamı olan DYP, çeşitli bahaneler yaratılarak 1983 genel seçimlerine sokulmadı. Aynı misyondan gelen Anavatan Partisi sağ temsilcisi olarak iktidara geldi.

Demokrat partisinin mirasını taşıyan DYP ve ANAP, yapay oldukları için 2007 yılında yapılan genel seçimlerinde devirlerini tamamlayıp politika sahnesinden düştüler.

2002 yılı Milletvekili genel seçimlerinden sonra kökeni milli görüş olan AKP, planlı bir şekilde iktidara geldi. Ve bir anda yüzde 40 civarında bir potansiyeli olan merkez sağı bünyesine çekti. bir anda yüzde 5o’lik bir saçma kitlesini ele geçirdi. Bence AKP hala merkez sağ bir parti değil. Ama 17 yıldır iktidarını sürdürüyor. O da 2015 genel seçiminde güçten düştüğünün sinyallerini verdi. 7 Haziran 2015’de  yapılan seçimlerde hükümet kuracak çoğunluğu sağlayamadı. Ama 50 milletvekili MHP ona güç verdi. O günden beri kör topal işleri idare ediyorlar. Ama arka arkaya yaşanan ekonomik krizler AKP iktidarını güçten düşürdü. 31 Mart seçimlerinde az çok her şey ortaya çıktı. Son İstanbul seçimlerinde ise gerçekleri bütün çıplaklığı ile ortaya çıkar. CHP Belediye Başkan Adayı Ekrem İmamoğlu, AKP adayını sekiz yüz bin fark attı. Önümüzdeki günlerde birbirleriyle nasıl hesaplaşacaklarını izleyeceğiz. Ancak hiçbir gücün sonsuza dek iktidarda kalmayacağı gerçeği ortaya çıkacak.

 

Bu makale 180 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz