söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



BİR BOYACI AMCA VARDI (2)


BİR BOYACI AMCA VARDI (2) 

 

Bir ara boyacı  Amca'ya bir soru sordum, kimsin, necisin, nerelerde kalıyorsun?

-Hiç sorma beyefendi. Ben Bağarası’nda oturuyorum. Fakir bir aileden geliyorum. İlkokul üçten ayrıldım. Daha sonra ilkokulu dışarıdan bitirdim. Maddi imkânsızlıktan dolayı okuyamadım. Vatani görevimi Van’da yaptım. Van güzel bir yer, hani derler ya: “Dünya’da Van, ahrette iman “  diye… Asker dönüşü memlekete döndüm. Genç yaşta evlendim, bir oğlum, bir kızım oldu, (ellerinizden öperler), onları da okutamadım. Onlar da evlenip torun, torba sahibi oldular. Ve de yuvadan uçtular. Şimdi bayramdan bayrama ancak görüşebiliyoruz. Torunlarımı çok özlüyorum. Ailemi geçindirmek için tarlada, harmanda, bağda, bahçede amelelik yaptım. Ağaların yanında ırgat olarak çalıştım. Ağa dedim de babacan halden anlayan bir ağaya da rastlamadım. 

Hükumete başvurdum bir yerde memur, hizmetli, bile olamadım. Çünkü dayım yoktu, param yoktu. Keşke bir okulda hizmetli olsaydım, belki bugünlerde emekli olurdum. Sırtımı koca devlete dayardım.  Anlayacağınız  bir baltaya  sap olamadım. İnanın   bu boya sandığı ile halimden utanıyorum. Şimdi bazı emeklilere bakıyorum da inanın onlara imreniyorum…  Ekmek elden, su gölden misali gibi…

Adam bunları anlatırken çok güzel konuşuyordu. İçimden bu adam boyacı filan değil, bir MİT adamı veya sivil polis,  filan olmasın “ diye düşündüm,  Onun için Yüce devletimiz aleyhinde veya bir parti meselesine asla girmedim ve de konuşmadım. Aman dikkat diye kendimi tuttum… Aman ha  dikkat. çünkü dilin kemiği yok...Güven  diye bir şey kalmadı... Adam kırk dereden   bir bardak su getirmek için  elli  takla atıyor... Bir yerde okumuştum.  “Türkiye’de her üç, dört adamdan biri polistir “ diye… Onun için her zaman ölçülü davranırım… Polis dedim de sakın yanlış bir yorum yaparım. Polislerimiz bu memleketin huzur ve güvenini sağlayan saygın kişilerdir. ( Sayın Polislerimizin benim “10 Nisan Günü“  şiirimi okumalarını tavsiye ederim. Milliyet Blog: 06 Nisan 2010)  

Bu sohbetlerden sonra Aydın Büyükşehir Belediyesine ait olan sarı araba (sarı civciv, ben ona Sarı Kanarya diyorum). Teşekkür ederek ve ellerimi sıkarak arabaya binip gitti. Hanımının hasta rahatsız olduğunu söylüyordu. Ona bir kartımı verdim. Bir ilaç filan veya bir ihtiyacınız olursa, beni lütfen arayınız “ dedim. Otobüs geldi, boyacı amca sandığını alıp gitti. Az sonra benim Pamukkale otobüsü de geldi, beklediğim konuklarımı alıp eve getirdiğimde akşam ezanı okunuyordu. O günden bu yana bir hayli zaman geçti, o Boyacı Amca’yı bir daha göremedim, o da beni bir daha aramadı. Zaman akıp gidiyor, ben böyle düşünürken aklıma atalardan kalma bir söz geldi: “  iyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir “ diye… Zaman nelere gebedir bilinmez. 

----------------------------------------------

NOT: Kahraman Ordumuz şanlı Mehmetçiklerimiz Suriye topraklarında  savaşıyorlar. Yüce Mevlam onlara güç / kuvvet versin. Bu öyküyü yazdığım sıralarda, Suriye'den 2 şehit haberini aldık. Analarımızın  yürekleri bir kez daha yandı. Kahraman şehitlerimize Allah'tan rahmet  başta Silahlı Kuvvetlerimiz olmak üzere  şehit ailelerine ve sevenlerine  baş sağlığı diliyorum. Ne var ki  ateş düştüğü yeri daha çok yakıyor. Ailelerine Yüce Mevla'dan sabırlar diliyorum.

 

Bu makale 499 kez okundu.


Yorumlar
    Yorum Yaz
  • Halil Güven (19/9/2018)
    İnce yürekli kardeşim seni çok seviyorum:) Sağ olu var ol:)