söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



 EMPATİ VE SAHİPLENME


MUZAFFER İŞLEKEL

A TAKIMI KAPTANI

 

EMPATİ VE SAHİPLENME

 

Ülkemizde insanlığı ilgilendiren o kadar çok konular var ki, anlatmak, uyarmak ve yorum yapmanın vatandaşlık görevi olduğunu hep düşünmüşümdür.

 

Empati ve sahiplenme üzerine, ego’nun ve negatif düşüncenin esiri olmadan samimi, bilinçli ve ciddi olarak yazılan yazıların, yapılan yorumların büyük faydaları olacağı inancındayım.

Varsayım ve tahmini düşüncelerin dışında, fikir ve görüş zenginliğiyle, terbiye ve nezaket kurallarını taşıyan, sevgi ve saygıyı zedelemeden, toplumla ilgili her konuyu içeren bütün yazıları heyecanla okurum.

Konuşmacı, yorumcu, köşye yazarı konunun uzmanı ve ehli ise, okuma ve dinleme heyecanım o kadar artar.

Empati ve sahiplenmeyle ben de sizlerle şunları paylaşmak istiyorum;

 

Konu-1;

Cumhuriyetin ilk yıllarında Söke’mizin şu anda mevcut İstasyon Caddesi 50 metre genişliğinde yapılması düşünülmüş…

Hemen güzergahta yeri olanlar karşı çıkmışlar; “50 metre genişliğinde yol mu olur? Buradan at ve at arabaları geçecek, ne lüzumu var…” deyip hemen yolu geniş yapmaktan vazgeçmişler.

 

Konu-2;

Alman Mühendis Sorar; “Bu Menderes böyle mi akar?”

Sökeliler cevap verir; “Evet böyle akar, Söke bakar…”

60-70 sene önce pırıl pırıl akan Menderes Nehri’nin durumu şu anda içler acısı… Dünyadaki tatlı su kaynaklarının hızla azaldığı, günümüzde bu önemli meselenin vahametini kavramakta çok ağır kalıyoruz.

Menderes’in doğduğu yerden denize aktığı yere kadar; Amcamın fabrikaları, Dayımın yeri zihniyetinden kurtulup kim kirletiyorsa halkımızın ve geleceğimizin yaşam varlığı için icap eden yaptırımları yaptırmalıyız.

Tabii Menderes böyle olunca, Bafa Gölü, Azmaklar ve Karina Dalyanının yaşam mücadelesinde çektiği ızdırabı yerinde izlemek lazım.

“Aydın ili, Nazilli İlçesinde arıtma tesisinden çıkan pis sular Mergen Çayına aktığını ileri süren vatandaşlar, çevre rezaletine isyan ediyorlar.” (Haber böyle)

Bu hatayı işleyen yetkili arkadaş!

Emanetçilik ve vicdan denen kavramlar var. Bu haraketi yapmayın ve yaptırmayın. Yaptığınız iş ülkemize, insanlara ve tüm canlılara hıyanetlik değil mi ?

Ne demişler;

Biz doğayı korudukça doğa da bizi korur. Herkes sağlıklı, dengeli bir doğal çevrede yaşamak hakkına sahiptir. Çevre kirliliği, her anımızı etkileyen sağlıklı bir yaşam konusudur. Sağlıklı yaşam, sağlıklı çevre ile olur. Yarının doğası bugünden yaratılır. Uçmuyorsa kuşlar, ölüyorsa balıklar, nasıl yaşar insanlar? 

 

Konu-3;

Kemer - Kayas Dağlarındaki ormanların yok oluşunu seyretmek hoş olmuyor. Beşparmak Dağlarındaki makilik ve orman alanlarına yapılan katliamın hesabını gelecek nesillere kim verecek?

Göllerimizin ana kaynaklarından içeriye doğru çekildiğini, yer altı sularımızın daha derinlere indiğini, artezyen kuyularının kuruyarak kapandığını duymak bizim için zul, değil mi?

Bunun ötesinde Büyük Menderes Nehri berbat, Sakarya Nehri berbat, kızılırmak Nehri berbat, Yeşilırmak Deltası berbat, ölmüş balıkların kokusu burnunuzun direğini ve vicdanınızı sızlatmıyor mu?

 

Konu-4;

Ülkemizin simgesi olan zeytin ağaçlarının çektiği ızdırabı hiç düşündünüz mü?

1986 yılında İspanya’dan ülkemize gelen salgın hastalık, sinsi sinsi zeytin ağaçlarımızı yok ediyor. Bu hastalıktan kurtulmak için yapılan tüm çalışmalar sıfır, elde var sıfır…

Bahçesinin tamamını kaybedenler olduğu gibi, ben de 60 - 70 ağacımı kaybettim.

Reklamlar güzel…

Şu kadar zeytin ağacımız var. Dünya ikincisi olma trendini yakaladık. Şu ana kadar şu kadar milyon liralık zeytin, şu kadar milyon liralık zeytinyağı sattık. Milli gelirimize katkı sağladık.

Siz 4 yaşında çocuk mu kandırıyorsunuz?

Şu kadar ton zeytinyağı, şu kadar ton zeytin satıldı diyecektiniz. Elimize geçecek paranın hesabını yapmak kolay…

 

Konu-5;

Kara Ağaçlar kuruyor… Yıllardır Kara Ağaçların yaprakları sararıp, gövdelerinin kuruduğunu görüyoruz, bunun nedenleri araştırılmalı.

Yıllarca nedenleri çözülemedi. O kadar uzman arkadaşların panellerde bilgi vermeleri çok mu zor ? Yazık ağaçların can çekişmesini görmek, bizlere çok büyük acı veriyor.

 

Konu-6;

Jeotermallere karşı değiliz. Bir tarafı canlandırırken, diğer tarafı öldürüyoruz. Ağaç yetiştirmek evlat yetiştirmek kadar sabır isteyen bir çalışmadır. Hele incir ağacına bakmak, meyvesini toplamak öyle kolay değil…

İdiia doğru veya yanlış, samimi ve yapıcı duygularla bas bas bağırarak feryat eden incir bahçelerine gidip, jeotermalden çıkan gazın ve suyun yapmış olduğu tahribatı yerinde görmek en iyi çare diye düşünüyorum.

 

Milli ürünümüz olan incirimiz heba ediliyor. Bunun vebali büyük olur, sabır taşının neresinde duralım? 

Topraklarımızı, nehirlerimizi, göllerimizi, zeytinlerimizi, incirlerimizi, ağaçlarımızı kısacası, ormanlarımızı yok etme hızımızı yavaşlatmazsak; Bereketli yağmurları ve bu güzelim iklimi daha çok bekleriz…

 

***

Sayın Sarayköylü Hocam…

Çevre için benim kapasitem bu kadar… Sizin engin bilgi dağarcığıızın zenginliğini çok iyi biliyorum. Belki siz ilgilileri harekete geçirebilirsiniz. Nasıl ki, okuma yazma bilmeyen bir çocuğa okuma yazma öğretip ülkemizin en üst makamlarına gelebilecek şekilde yetiştirdiyseniz. Çevrecileri ve yetkilileri de aynı metodla uyaracağınıza inanıyorum.

 

Bu makale 444 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz