söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



Serkan Oklay - Ferdi Baba'nın Beethoven'le Kapışması…


Serkan Oklay

 

Ferdi Baba’nın Beethoven’le Kapışması… 

 

Nedense çocukluğumun geçtiği Yeni Cami’deki evimizi hatırladım. Galiba o yıllara gitmeme şuan hafiften çalan Ferdi babanın şarkıları sebep oldu. Evet! Kesinlikle Ferdi baba sorumlu bu işten…

Ferdi babayla dört yaşındayken (Yadişimin doğduğu yıl...), yani az biraz kendimi bildiğim yıllarda tanışmıştım. Gerçi tanışıklığımız dünyaya gözlerimi açmamdan itibaren annemin Ferdi dinlemesiyle çok eskiye gidiyor ama neyse biz konuyu dağıtmayalım. Evimizdeki günlük müzik akışını anlatayım sizlere: Babam işe gittikten sonra annemin yaptığı ilk şey emektar Sony teybimize (Önemli Not: Babam hala bu teypten kopamamıştır.) bir Ferdi kaseti koymak olurdu. Her zaman tutukluk yapan Play tuşu çalışıp kaseti döndürmeye başlayınca hüzünlü saatlerimizin mesaisi de başlardı; Bana Sor, Sabahçı Kahvesi, Emmioğlu gibi şarkıların eşliğinde oyun oynarken bol acılı arabeske eşlik ederdim. Çocuk saflığı ile arabesk hüzne kendimi bırakır, ama neden üzüldüğüme de bir türlü cevap bulamazdım. Bir süre sonra Ferdi Babayı öylesine benimsemiştim ki evdeki aynanın köşesine iliştirilmiş siyah beyaz Ferdi Tayfur resmine “Cici Baba” demişliğim bile vardır. Bir çocuktaki Ferdi sevgisini düşünün artık: Hüzünlü Notaların Efendisi Ferdi Baba, benim çocukluğumun Cici Babasıydı…

Annemin Ferdisinin yanında bir de babamın klasik müzikleri vardı ki sormayın. Amacım Klasik Müziği veya Arabeski yargılamak, hor görmek değil. Tam tersi, anlamsız bir şekilde iki müzik tarzını da çok severek dinleyen biriyim. Ama benim sorunun, daha doğrusu kardeşim ve benim ortak sorunumuz bu iki müzik tarzı arasında sıkışıp kalmaktı. Bu durumu da şöyle anlatayım: Annemin müzik seçimi konusunda tam zıttı olan babam (Klasik müzik bilgisiyle ben diyen eleştirmenlerle aşık atabilir.) akşam eve geldiği gibi teypteki Ferdi kasetini çıkarıp o ünlü Klasik Müzik Serisinden bir tane seçer, başlardı son ses dinlemeye. Annem akşama kadar zaten dayamış Ferdiyi; vermiş hüznü, vermiş acıyı… Kardeşim ve ben Arabesk notalardan kırmızıbiber gibi olmuşuz. Babam da Beethoven’in Moonlight Sonatıyla coşkuyu bulutlara çıkarınca benim ve kardeşimin kafası doğal olarak karışıyordu. Hafta içi her gün akşama kadar Ferdi Baba, akşamları ve Pazar günleri klasik müzik dinleyince ister istemez müzik travmasına uğruyorduk… Aslında o yıllarda kardeşimle karakola gidip annemi ve babamı “Çocuğa müzik dinletmek suretiyle işkence yapmaktan.” şikâyet etmeliydik… Şuan o günleri anımsayınca gülümsüyorum… Ve çok özlüyorum… Aile olmak, çocuk olmak çok güzeldi… Özlenen, her zaman özlenecek yıllardı…

Şimdi ise kendime ne kadar kızsam da aynı işkenceyi oğlum Toprak’a yapıyorum. Bazen bütün gece dinlediğim klasik müziğin ardından bir Ferdi Baba krizi geliyor ki sormayın. Arabesk krizine yenik düşüp başlıyorum gitarla Ferdi şarkıları çalmaya. Oğlum bir an kafasını kaldırıp “Baba bu ne yaa şimdi.” der gibi zeytin gözleriyle bana bakıyor. Eee çok doğal… Babası gibi çocuk da müzik travması yaşıyor. İşte o anlarda çocukken çok sık gördüğüm o rüyayı oğlumun da görmesinden korkuyorum. Rüyamda; Ferdi baba beyaz smokiniyle piyanonun başına geçer Beethoven’in Moonlight Sonat’ına verirdi hüznü, verirdi acıyı…

 

Bu makale 221 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz