söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



Bütün Yönleriyle Aşık SEYRANİ ve Develi'li Aşık Ali Çatak Üzerine Düşüncelerim ( 3 )


Bütün Yönleriyle Aşık SEYRANİ ve Develi'li Aşık Ali Çatak Üzerine Düşüncelerim ( 3 )


Aşık SEYRANİ, yolunu devam ederken    bir Osmanlı torunu olduğunu  ve bu soydan geldiğini   gururla    ifade ediyor  ve  şu dörtlüğünü söylüyor:
SEYRANİ’yi iyi tanı
Osmanlının büyük şanı
Düşman sarmış çevre yanı
Yâd’ı içe katcı olma…
(Bu kaynak, merhum Cemil Develioğlu’ nun cönkünden alındı.)SEYRANİ ve arkadaşı Ağop Ağa ile yola devam ederler. Niğde, Bor üzerinden Konya’ya gelirler. Bir sabahçı kahvesine gelirler. Çaylar içilir, sohbetler edilir. Seyranı’nın gözü duvardaki bir muammaya ilişir. Her muammanın bedeli bir kırmızı liradır. Bu yazıyı (muammayı) okuduktan sonra “ağalar bana izin veriniz, “Ben de 10 muammayı çözmek isterim” der. Onlar da buyurun, sizi dinliyoruz” derler.”Destur Ya Pir” diyerek sazıyla söylemeye başlar.10 muammayı da çözen Seyrani 10 kırmızı lirayı da alır. Hak ve halk aşığı Seyrani,  aldığı bu 10 lirayı bir yaşlı aşığa vererek tüm dinleyenlere çay ısmarlar. Seyrani’ nin bu arada Konya Âşıklar Kahvesinde şöyle bir muamma söyler:
O suda bak bu suda
Beş can yatar pusuda
Üçü göğe çekildi
Çifti kaldı bu suda.
Hak aşığı Seyrani Ağop Ağ ile İstanbul’a yola devam ederlerken bir dörtlük daha söyler:
Kayseri ilinden geldim buraya
Hasretlik başladı canım sılaya
Kendine güvenen gelsin buraya
Mertoğlu mertle ben güreşe geldim.
Vefalı hemşerilerin yardımlarıyla İstanbul uzun zaman kalan SEYRANİ KÖPRÜLÜ Medreselerinde 7 yıl kalır, ilim irfan ile Hat ve Nakkaşlığı da öğrenir. Âşıkların Semai kahvelerine gitmeği de ihmal etmez. Dönemin Padişahı “Sultan Abdülmecit”in dikkatlerini çeker. Sultan Abdülmecit Mutfak ağasına (Aşçıbaşına) şu emri verir:” Âşıklara sor, ne yerlerse onu hazırla “ diye emir verir. Saray ağası âşıklara teker teker sorar, âşıkların kimisi et, kimisi baklava, börek, süt, bal, kaymak yeriz” der, Sıra SEYRANİ’ye gelince “Âşık sen ne yersin” diyen aşçıbaşına “ DERT YERİM “ diye yanıt verir. Seyrani sanki onunla alay ediyormuş gibi, hemen durumu Padişah’a anlatır. Seyrani’yi huzura çağıran Abdülmecit : “Siz böyle demişsiniz doğru mu? Mizacında asla yalan söylemeyen SEYRANİ şu cevabı verir:” Ben hayıtımda hem dert ve gamla yaşadım, şu dörtle Padişah’a cevap verir:
 Hep erenler bir araya geldiler
Herkes yediğini burada dediler
Bulamacı bulamayan gidiler
Sabah kahvaltısı bal Padişahım.
Hakikati böylece anlatmaya çalışır, Padişahın çok hoşuna gider. Bu arada divanda Jüri bir Muamma hazırlamıştır. Oda da 40 ‘a yakın halk ozanı vardır. Ortaya atılan muammayı sadece SEYRANİ çözer. Adı geçen muamma:
Kanadı var kuş değil
Hatır, gönül hoş değil
Art ayağı yük taşır
Ön ayağı boş değil. (3)
SEYRANİ deyişini bitirince jüri önünde açılan kutunun içinden sayın okuyucular tenzih buyursunlar, hayvan dışkısını top haline getiren Tıstana dedikleri böcek çıkar. Bu muammanın çözümü budur.( Halk arasında elma yuvarlayan böcekte denilir).Böylece Padişah Abdülmecid’in takdirini de kazanmış olur ve ünlü bir Hak ve halk ozanı olarak tarih içinde yerini alır. Âşık Seyrani kimi zaman içinde yaşadığı toplumun sosyal ve toplumsal konulara neşter atar halka tepeden bakan, zulüm eden iktidarı da hiciv erer. İçinde bulunduğu saray hayatını şu sözlerle dile getirir:
Balmumun yandırıp bezire kadar
Aradım beşirden  nezire  kadar
Yokladım kizirden vezire kadar
Bize zulmetmedik zalim kalmadı. (16)
***
Milletinin aç ve perişan hallerini gören şair kelle pahasına da olsa yiğitçe ortaya atılan gerçekleri dile getirerek aşağıdaki deyişleriyle başında bulunduğu iktidarı eleştirmekten de geri kalmadı ve şunları cesaretle yazmaktan geri kalmadı. Dönemin Padişahı Sultan Abdülmecit halka Ferman gönderir. Anadolu’da arıların balına dahi vergi gelir. Köylere,  kasabalara giden tahsilat memuru fakir, fukaranın ineğini, halı ve kilimini dahi haciz eder. İşte bunları gören ve duyan âşık SEYRANİ şöylece sazıyla dile gelir:
Çam çırak kaz, mumu bulursa yakar
Toprak damlı evler her yağış akar
Emr-i Fermanından biz olduk korkar
Kovanlar kurudu, balım kalmadı
***
Fukarada kaldı sadece sabır
Kefensiz ölmeye ararlar kabir
Revamı mü’mine ceza-yı tedbir
Eve haciz girdi kilim kalmadı
***
Âşık SEYRANİ’ yim okur söylerim
Olan melaneti görür gözlerim
Rıza-yı Hak için döğdüm dizlerim
Kulun azabından halim kalmadı…(17)
 Develi’nin yetiştirdiği Âşık SEYRANİ işte böyle dobra dobra
 Sazıyla deyişlerini ortaya koyan bir Hak ve halk şairidir. Ona âşık olan ve dört dörtlük hayatını ve şiirlerini araştırıp bir araya getiren Develili Âşık Ali ÇATAK, Türk halk edebiyatına kalıcı ve yararlı bir eser ortaya koymuşlardır. SEYRANİ’ nin şiirlerini yazarken bilinmeyen farsça ve Arapça sözcükleri de dip notu haminde açıklamaya çaba göstermişlerdir. Bir şeyle üzülüyorum, su yazı O’nun sağlığında yazmak bana kısmet olmadı. Aradan 21 yıl geçtikten sonra bu yazıyı yazıyorum. Bir yerde geç yazdığım için Âşık Ali ÇATAK’tan özür diliyorum. O şimdi yok  aramızda. Saygıyla ve rahmetle anıyorum.  İlerde onun  ayrıca bana göndermiş olduğu bir mektubunu da  sizlerle paylaşacağım...
Yazımız  devam edecektir.
----------------------------------------
NOT: Dünkü yazımda  arkadaşım O.Hasan Bıldırki'nin   adı yazılmıştır.... Bu  sehven olmuştur. Düzeltiyoruz ve  Sayın O.Hasan Bildirki' den ve okuyucularımızdan  özür diliyoruz...( A.GÜLER )

 

Bu makale 1479 kez okundu.


Yorumlar
    Yorum Yaz
  • halil güven (13/10/2016)
    Ben de şaşırdım kaldım doğrusu hem Hasan kardeş hem Abdülkadir kardeş aynı ozandan söz ediyor dedim...Neyse anlaşıldı şimdi konu... Sizi kutluyorum kardeşim kadirşinaslığınız adına... Saygı ve sevgilerimle...