söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



KUR'AN'IN İNDİĞİ DÖNEMİN TARİHİ ŞARTLARI –I


KUR’AN’IN İNDİĞİ DÖNEMİN TARİHİ ŞARTLARI –I

Bir kutsal kitap olarak Kur’an-ı Kerim’in diğer ilahi kitaplar arasındaki yerinin ve içeriğinin iyi anlaşılabilmesi için, Kur’an’dan önceki dönemin tarihi şartlarına kısaca bakmamız gerekmektedir. Çünkü Kur’an’ı bu tarihî süreçten çıkarmamız mümkün değildir. Kur’an, nasıl kendinden sonraki gelişmeleri tartışmasız olarak etkilemişse ve bu gelişmeler Kur’an’dan bağımsız olarak ele alınamazsa, Kur’an’ ın inzalini de kendinden önceki tarihi gelişmelerden bağımsız olarak ele almak doğru bir yaklaşım olmayacaktır. Aslında sözünü ettiğimiz bakış açısını bize kutsal kitabımız bizzat kendisi öğretmektedir. Kur’an, önceki peygamberlerin hikâyelerini anlatarak vahyin bir öncesi olduğunu belirtmekte, kendisini bu geçmişten gelen, vahiy geleneği diyebileceğimiz bir çizgi üzerine oturtmaktadır.
Kur’an’ın indiği dönemde Hıristiyanlar ve Yahudiler, peygamberlerinin getirdiği mesajlardan son derecede uzaklaşmışlardı. İslâm öncesi yani Kur’an’ın inmeye başladığı dönemde arapların sosyal yapısı, Allah ve ahiret inançları ise şöyleydi:
Mekke’de Kâbe hala kutsal ve güvenli bir yer olarak kabul edilmekle birlikte Hicaz bölgesinin şehirlerinde sosyal yapı oldukça bozuktu. Bir yanda hâkim ve zengin kabileler, diğer yanda her türlü haktan yoksun, aşağı bir tabakayı oluşturan esirler, Habeşistan kökenli birçok köle-işçiler önemli ölçüde sosyal adaletten uzak bir şekilde hayat sürüyorlardı. Otorite konumundaki Kureyş kabilesi ise kendi lehine olan bu durumu değiştirmek istemiyordu. Kur’an-ı Kerim belirli kişilerde büyük miktarlarda toplanan bu ticaret gelirinin toplumsal ve ahlâkî sonuçlarını oldukça açık ifadelerle anlatmaktadır. İlk inen ayetler çoğunlukla bu konu üzerinde durmaktadır. Örneğin bu durumu Allah, Kur’an’da şöyle anlatır:
“Hayır, doğrusu yetime cömert davranmıyorsunuz. Yoksulu yedirmek konusunda birbirinizi teşvik etmiyorsunuz. Size kalan mirası helal haram demeden (hak gözetmeden  ) yiyorsunuz. Malı delicesine seviyorsunuz.” (Fecr, 89 /17-20)
Kur’an’daki Bahçe Sahipleri Meseli yine zengin Mekkelilerin yalnızca kendi çıkarlarını gözeten, zayıflara ve fakirlere hayat hakkı tanımayan tutum ve davranışlarını resmetmektedir. Kur’an’daki Bahçe Sahipleri Meseli şöyledir:
“Biz, müşriklere bahçe sahiplerine verdiğimiz bela gibi bir bela vereceğiz. O bahçe sahipleri bir gün, ürünlerini (fakirlerin hakkını vermemek için) sabah erken vakitte toplamaya ant içmişlerdi. Fakat ‘‘inşallah’’ demediler (Allah’ı hesaba katmadılar).  Fakat onlar daha uykudayken Rabbinden gelen âfet bahçeyi salıverdi. Ve bahçe kapkara bir harabeye dönüverdi. Sabahleyin kalkınca bahçe sahipleri (olup bitenden habersiz) birbirlerine sesleniyorlardı: ‘‘Ürününüzü (vakitlice) devşirmek istiyorsanız haydi bahçeye!’’ Yola koyuldular, aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı: ‘‘Sakın ha! Bu gün bahçeye bir yokul girip de karşımıza çıkmasın’’. Evet yoksulların hakkını vermeme azim ve kararlılığıyla erkenden gittiler. Fakat bahçelerini harap bir halde görünce şaşkınlık içinde şöyle dediler: ‘‘Biz herhalde yanlış bir yere geldik’’. ‘‘Hayır’’ hayır! Her şeyimiz gitmiş, mahvolmuşuz’’. Aralarında aklı başında birisi, ‘‘Ben size ‘Rabbinizi tesbih etmeli, yüceltmelisiniz’ dememiş miydim?’’ dedi.       

 Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler. Ardından kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar. (Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.” ‘‘Ümit ederiz Allah bize onların yerine daha iyi rızıklar verir. (Kalem ,68/17-32)
Mekke toplumunda genel olarak kadının durumu da iç açıcı değildi. Kız çocuklarının öldürülmesi oldukça yaygındı ve hatta bu çirkin anlayış, dini yaptırım olarak kabul ediliyordu. Kadının sosyo-ekonomik hayatta yeri yoktu: “Onlardan birine bir kız evladı müjdelendiğinde keder ve hayal kırıklığını gizlemeye çalışırken yüzü kapkara kesilir, (utancından dolayı) insanlardan gizlenir ve o çocuğu utanç içinde tutsun mu, yoksa toprağa mı gömsün diye düşünür durur. Onların hükmü ne kötüdür.” (Nahl, 16 /58-59)
Kız çocukları mirastan pay almazken, oğlan çocuğu üvey annesine bile mirascı olabiliyordu. Bu uygulamaların hepsi Kur’an tarafından yasaklanmıştır.
Temel olarak sosyal yapı kabile düzeni üzerine oturmaktaydı. Kabile bağı, Arap için oldukça önemli idi. Kabile, kişiye sosyal, ekonomik koruma sağlıyor ve destek oluyordu. Köleler de kabilenin üyeleri arasında sayılıyordu. Kur’an, kölelik kurumunu bir vakıa olarak kabul etmekle birlikte bunu daha insancıl bir hale koymuş ve giderek kaldırılması için yeni düzenlemeler getirmiştir. (Nisa, 4 / 92)
(DEVAM EDECEK)

 

Bu makale 1706 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz