söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



DİRENİŞİN SOSYAL VE SİYASAL PROFİLİ


DİRENİŞİN SOSYAL VE SİYASAL PROFİLİ

                              
Yaklaşık on gün önce Taksim Gezi Parkı direnişi başladığında Sayın Başbakan ekranlara çıkıp söylenmeye başladı "Biz sandıktan yüzde elli oyla gelmiş bir iktidarız,projelerimizi hayata geçirmek için izin mi alacağız.Biz bu dediklerimizi uygularız,kimse karışamaz "Baktığınızda doğru gibi görünen bu sözlerin aslında irdelendiğinde ve demokrasi normlarına uyarlandığında doğru olmadığı ortaya çıkmaya başladı. Neydi bu normlar, gelişmiş sandıksal kuramsal demokrasilerin birinci koşulu halkın tümünün bu sürecin içine ne kadar katıldığı idi. Sayın Başbakan'ın bilmediği buydu. Sürecin ön seçim dahil hiç bir sürecine siz yurttaşı koymazsanız ve aldığınız oy, toplam seçmenin oyunun yüzde 41 lik kısmını temsil ediyorsa ama yönetme gücünün yüzde 60 lık kısmına hakim oluyorsanız burada sorun başlar.Ayrıca Yerel yönetimin uygulamalarına siz merkezi hükümet olarak karar verirseniz sorunu büyütürsünüz.Yurttaşların yaşam alanları hakkında kararlarına saygı duymak demokrasinin gereğidir." Ben yaptım oldu." mantığı az gelişmiş ülkerin ve demokrasilerin mantığıdır.
Aslında süreci incelediğinizde bu sosyal patlamanın ve direnişin gün be gün geldiğini görürsünüz.Alkol yasakları,1 mayısın engellenmesi, kentsel dönüşüm adı altında kentsel rantın oluşturulması, açılım süreci, akil adamların turları, kamusal alanda siyasal islamın son kadrolaşma çalışmaları, Yargının bağımsızlığını yitirmesine neden olan davranışlar ve polisin orantısız güç kullanımı buna zemin hazırlayan etkenlerdi. Kendini köşeye sıkışmış hisseden yurttaşlar bu tepkilerini demokrasinin kendilerine tanıdığı haklar içerisinde ortaya koydular. Fakat demokrasiyi sadece aldığı oya endeksleyen ve sistemin kendisine verdiği avantajları etik olmayan şekilde kullanan bu iktidar kamusal gücü kullanarak yurttaşları susturma yoluna gitti. Bu tam bir 3. dünyacı yaklaşım birde "Bunlar çapulcu takımı, belli bir siyasal güç tarafından organize ediliyorlar " gibi ipe sapa gelmez sözlerle tırmandırılınca süreç buralara kadar geldi.
Son yapılan anket, Bilgi üniversitesinden Esra Ercan Bilgiç ve Zehra Kafkaslı tarafından kamuoyuyla paylaşıldığında bu ham bilgilerin dahi Sayın Başbakan'ın söylediklerinin doğru olmadığını bizlere gösterdi. Benim kişisel değerlendirmem de söylediğim bu eyleme katılanların sınıfsal yapılarının Küçük burjuvalar, mavi yakalılar, öğrenciler ve lümpen proleteryadan oluştuğunu gözlemlemiştim. Şimdi anketin belli başlı rakamlarını ve ham sonuçlarını sizlerle paylaşmak istiyorum.
Direnişe katılanların yüzde 65 lik oranı 19-30 yaş aralığında
Direnişe katılanların yüzde  70 lik oranı kendini hiç bir siyasi partiye yakın görmüyor.
Direnişe katılanların yüzde 54 lük oranı hayatında ilk defa eyleme katılıyor.
Direnişe katılanların yüzde 76 lık oranı sokağa çıkarak direnişe destek veriyor.
Direnişe katılanların yüzde 92 lik oranı başbakanın otoriter tavrının neden olduğunu söylüyorlar.
Direnişe katılanların yüzde 91 lik oranı polisin baskılarının etkili olduğunu söylüyorlar.
Direnişe katılanların yüzde 91 lik kısmı demokratik hakların ihlal edildiğini söylüyorlar.
Direnişe katılanların yüzde 81 lik kısmı kendini özgürlükçü olarak tanımlıyor.
Direnişe katılanların yüzde 75 lik kısmı kendini muhafazakar olarak tanımlamıyor.
Direnişe katılanların yüzde 96 lık kısmı özgürlüklere saygı gösterilsin diyor.
Direnişe katılanların yüzde 80 lik kısmı askeri darbelere karşı.
Direnişe katılanların yüzde 37 lik kısmı yeni bir siyasi parti istiyor.

Bu sonuçları incelediğinizde toplam nüfusun yüzde yetmişini oluşturan bu gençler, otoriter tavır yerine, demokrasinin daha katılımcı olmasını istiyor. Özgürlüklerine düşkün oldukları kadar başka düşüncelerinde birarada olmasından rahatsız değiller. Demokrasinin tüm kurum ve kurallarıyla uygulanmasını isterken askeri müdahelere karşılar. Apolitik oldukları sanılırken aslında bireysel özgürlükler ve yaşam alanları konusunda hassayitlerini ortaya koyuyorlar. Baskıya ve zülme direneceklerini açıkça gösteriyorlar. Sistem partilerini kendilerine yakın görmedikleri bu anketle bir kez daha ortaya çıkıyor.
Tüm bunlardan sonra son söz Türkiye yeni bir döneme girmiştir.Bu yaşananlar bir kırılma noktasıdır,merkezi yaklaşımlarla baskıcı uygulamalarla bu süreci sürdüremeyeceğini artık Ankara görmelidir.Mevlananın dediği gibi "Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım." Saygılarımla...

 

Bu makale 999 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz