söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



SOBİESKİ VE BİZİM MİLLÎ KAHRAMANLARIMIZ


SOBİESKİ VE BİZİM MİLLÎ KAHRAMANLARIMIZ

Oyhan Hasan Bıldırki

Bir grup arkadaşımla birlikte, 2013 Mayıs’ında atalarımızın Lehistan dedikleri ve kendileriyle uzun ara dostça yaşadıkları, birbirleriyle yardımlaştıkları Polonya’daydık.
Polonya, güzel bir ülke. Zümrüt yeşili ormanlarıyla nefes alan bu on altı idari bölgeden oluşmuş ülkede Zdunska Wola ile Varşova’da kaldık. Polonyalıların sımsıcak konukseverliklerini gördük. Onlar dünya milletleri içinde Türkiye ve Polonya milletlerinin konuksever iki millet olduklarına inanıyorlar. Çok defa gezi sırasında, katıldığımız programlarda, serbest dolaşmalarımızda bol bol resim çektim. Bu resimler, çağdaş Polonya’nın aynası.
Varşova’da Botanik Parkı’nda gördüğüm bir köprü ile üzerindeki heykel dikkatimden kaçmadı. Polonyalı rehberimiz orada bizi oldukça geniş olarak aydınlattı, hem üzdü, hem sevindirdi.
Heykelde III. Jan Sobieski (d. 17 Ağustos 1629, Olesko - ö. 17 Haziran 1696, Wilanow, Polonya), mermere işlenerek ölümsüzleştirilmişti. Sobieski, Lehistan'ın seçimle tahta çıkan ve 1674 - 1696 yılları arasında hüküm süren kralı. Rehberimizin dediğine göre, Osmanlı Devleti'yle yaptığı savaşlar sonucu Lehistan-Litvanya Birliği'ni kısa bir süre için yeniden canlandırmış.
Jan Sobieski 1629 yılında soylu bir aile içinde dünyaya gelmiş. Babası Jakob’un himayesinde sarayda bir görev edinmiş, yaşamının sonuna doğru da Lehistan Senatosu'nun üyeleri arasında ona en yüksek rütbeyi sağlayan Krakow kale komutanlığına getirilmiş. Çok iyi bir eğitim gören Jan Sobieski, gençliğinde Batı Avrupa'nın birçok yerini dolaşmış, ufkunu açmış.
1683 yazında Osmanlı orduları Viyana'yı ikinci defa kuşattığında, Sobieski yaklaşık 25 bin kişilik ordusunun başında Avusturya ve Kutsal İttifak ordularına yardıma koşmuş. Viyana'yı kurtarmak amacıyla toplanan bütün komutanlar arasında en yüksek rütbeli olduğu için yaklaşık 75 bin kişilik müttefik kuvvetlerinin komutasını üstlenmiş. Gelecek Avrupa tarihini belirleyen en önemli savaşlardan bir olan bu savaşın sonucunda IV. Mehmet zamanında Sadrazam Merzifonlu Kara Mustafa Paşa ve Macaristan Kralı Tökeli İmre ile Tatar askerlerinin oluşturduğu Osmanlı ordularını Kahlenberg'te yenilgiye uğratmış (12 Eylül 1683).
Rehberimiz bu savaşın kendileri için sevindirici olan iki yönünü anlattı. Savaşı Türkler kazanmış olsaymış, Avusturya İmparatorluğu yıkılır, dünyada Katoliklik diye bir mezhep kalmazmış. Bozguna uğrayan ordularımız bütün ağırlıklarını geride bırakmış, Polonyalıların barutla  ve uygarlıkla tanışmasını sağlamış. Ona göre Sobieski, kurnaz bir komutanmış. Savaş sırasında kendisinin ve askerlerinin miğferlerinin iki yanına kuvvetli sesler çıkaran kanatlar ekletmiş. Bu kanatlar, atlar hızlandıkça birbirine çarparak gittikçe çoğalan sesler çıkarmışlar. Bu ses, bizim atlarımızı, develerimizi ve öteki yük hayvanlarımızı çıldırtmış. Korkularından savaş meydanında ne kadar binek hayvanımız varsa, hepsi de kaçmış. Bu yüzden yaya kalan ordularımız da bütün ağırlıklarını orada bırakıp, geri çekilmişler.  Savaş mevsimini erken açan, iki üç ay sonra eylül ayının geleceğini, kar yağacağını hesaplayamayan Merzifonlu Kara Mustafa Paşa, Belgrat’ta idam edilmiş.
Sonrası, III. Jan Sobieski’nin heykeli, bir tarafına Osmanlı kavuğu, öteki tarafına da yeniçeri başlığı alarak, atının toynakları arasında ezilen Osmanlı başı, her şeyi bir köprü üzerindeki mermerde aynalaştırmış.
Bugün cumhuriyetle yönetilen Polonya, henüz tam özgürlüğüne 1991 yılından sonra kavuşmuş. Kavuşmuş ya, özgür Polonyalılardan birkaçına sordum ve özgürlüğün ne olduğunu da henüz bilmediklerini gördüm.
Ama bildikleri bir gerçek var: İnancı, görüşü ne olursa olsun, ne iş yaparsa yapsın, hangi devirde yaşarsa yaşasın, “Polonya Daha Ölmedi” marşıyla yüreklendirilen milli kahramanlarını unutmamışlar. Varşova’da kaldığımız otelin adı bile Sobieski’ydi.
Oysa biz? Sayısız milli kahramanlarımızın olduğu bir milletin çocukları olarak, biz ne yapıyoruz?
Birlikte yaşayıp gördüklerimizi, uzun uzun anlatmayacağım. 
Şimdi şimdi bizde tarihi değerlerimize önem vermeme alışkanlığı aldı başını gidiyor. Bakalım bu işin sonu nereye varacak, kutsal vatanımız için canlarını yok saymaya hazır kaç kişimiz kalacak?
Milletler, birtakım değerlerine sahip çıkmakla millet olurlar. Çıkmayanlar, çıkartılmayanlar eninde sonunda öteki milletlerin kölesi olurlar. Türk milletini Allah’ım, böylesine kötü bir sondan korusun! Köle milletler, boyunlarına tasma vurulmuş av köpeği gibidirler. Kendilerinden avcı ne isterse ancak onu avlarlar. Emir almadıkça da ava çıkmaz, uyuzlaşırlar. Vakit gelir, saat çalar, tarihin çöplüğüne atılırlar.
Osmanlılar gibi… Yugoslavlar gibi, Bulgarlar, Romenler gibi… Bir vakitler Avrupa’nın bile yarısına Hükmeden avcı SSCB,  av köpeklerine neler yaptırmıştı, unuttunuz mu?
Hâlâ aklımızı başımıza devşirmeyecek miyiz?

Not: Sebep olup Polonya’yı görmemizi sağlayanlara teşekkür ederim.
 

 

Bu makale 1509 kez okundu.


Yorumlar
    Henüz bu Makaleye ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz