söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



RAMAZAN'IN FAZİLETİ


RAMAZAN SAYFASI
Ramazan ayı boyunca Müftülüğümüzce (Söke Müftülüğü), başta Ramazan ayı ve Oruç ibadeti olmak üzere çeşitli konularda bilgiler verilecektir. Şimdiden bu mubarek ayın hepimize hayırlar getirmesini Yüce Allah’ tan niyaz ederiz. Hepimizin bu kutlu iklimden en iyi bir şekilde faydalanmamızı temenni eder, paylaşacağımız bilgilerin günlük hayatımıza olumlu katkı sağlamasını dileriz.            
  
RAMAZAN’IN FAZİLETİ

Ramazan Kelimesinin Anlamı
Ramazan Arapça bir kelimedir. Kamerî aylardan dokuzuncusunun ismidir. Ramazan kelimesinin manası ve bu mübarek aya Ramazan isminin verilmesindeki hikmet şöyle belirtilmiştir:
Ramazan, yaz sonunda güz mevsiminin evvelinde yağıp yeryüzünü tozdan temizleyen yağmur demektir. Bu yağmur genellikle yeryüzünü temizler. Bunun gibi ramazan da müminleri günah kirlerinden temizler, kalplerini pak eder.
Yâhut kızgın yer ayakları yaktığı gibi Ramazan da müminlerin günahlarını yakar, yok eder. Nitekim Enes b. Mâlik (r.a.)´dan rivayet edilen bir hadis-i şerifte Hz. Peygamber: "Bu aya ramazan isminin verilmesi günahları yaktığı içindir." buyurmuştur.
Şu halde mübarek Ramazan ayında oruç tutan ve ihlasla tevbe eden müminlerin günahları yanar, böylece günah kirlerinden arınırlar, tertemiz olurlar.
Sevgili Peygamberimiz bir Şaban ayının sonunda Ramazan ayına girerken ashabına hitabederek Ramazan ayının kutsiyet ve faziletini şöyle belirtmiştir:
- Ey insanlar! Yüce ve mübarek bir ayın gölgesi üzerinize bastı.
O ayda bir gece vardır ki bin aydan daha hayırlıdır.
Allah o ayda oruç tutmayı farz kıldı.
Geceleyin ibadet yapmayı (terâvih namazı kılmayı) nâfile kıldı.
O ayda bir hayır işleyen kimse diğer aylarda bir farz işlemiş gibi olur.
O ayda bir farz işleyen ise diğer aylarda yetmiş farz işlemiş gibi sevap alır.
O, sabır ayıdır. Sabrın karşılığı ise cennettir.
O, yardımlaşma ayıdır.
O ayda müminin rızkı bollaştırılır.
O ayda kim bir oruçluyu iftar ettirirse bu, günahlarının bağışlanmasına ve cehennemden kurtulmasına sebep olur. Aynı zamanda oruçlunun sevabı kadar sevap verilir. Oruçlunun sevabından da hiç bir şey noksanlaşmaz.
Ramazan ayı rahmet ve mağfiret ayıdır.
Allah´ın lütuf ve ihsanı, rahmet ve mağfireti, feyiz ve bereketi bu ayda her tarafı kuşatır.
Daha önceki peygamberlere ve ümmetlerine verilmeyen faziletler ve güzel meziyyetler Ramazan ayında bizim Peygamberimize ve biz ümmetine verilmiştir.
Peygamber Efendimiz bir hadis-i şeriflerinde ümmetine verilen beş şeyden bahsederek şöyle buyurmuştur:
"- Ümmetime ramazan da beş şey verilmiştir ki bunlar benden önceki hiç bir peygambere verilmemiştir:
Ramazan ayının ilk gecesi olunca Allah teâlâ ümmetime (rahmet bakışıyla) bakar.       Allah her kime (rahmet bakışıyla) bakarsa, ona ebedî olarak azap etmez.
Akşamladıklarında ağızlarının kokusu Allah katında misk kokusundan daha güzel olur.
Melekler her gün ve gece onlara istiğfar ederler, Allah´tan bağışlanmalarını dilerler.
Allah teâlâ cennetine emredip: "Kullarım için hazırlanıp süslen. Onların dünya meşakkatlerinden kurtulup, benim yurduma ve ihsanıma istirahat için gelmeleri yaklaştı." buyurur.
Gecenin sonu olunca, Allah (c.c.) hepsini bağışlar. Orada bulunanlardan biri:
"- O gece Kadir gecesi midir?" deyince:
“Hayır, çalışanları görmüyor musun? Onlar çalışıp işlerini bitirince kendilerine ücretleri tam olarak ödenir." buyurdu.

HZ. PEYGAMBER (S.A.V.) VE EBU HUREYRE
Hz. Peygamber (s.a.v.), ashabıyla bir sohbet meclisinde bulunurken ashabından bazıları konuşması için Ebu Hureyre’yi görevlendirdiler ve Ebu Hureyre (r.a.) de, Ya Resulullah! Bizler senin yanında olduğumuzda, kalbimiz çok yumuşuyor ve adeta dünyadan kopuyoruz. Tamamen ahireti düşünüyor ve hepimiz ahiret adamı olarak ortaya çıkıyoruz. Senden ayrıldığımızda ise dünyaya meylederek, dünya sevgisi, çoluk çocuk sevgisi, mal sevgisi ve diğer sevgiler adeta kalbimizi kaplar duruma geliyor. Ne yapmamız gerekir, diye sorduklarında, Hz. Peygamber (s.a.v.),
Eğer sizler her zaman, benim yanımda olduğunuz zamanki gibi kalmış olsaydınız, melekler yeryüzüne iner, sizinle el sıkışır ve sizleri evinizde ziyaret ederlerdi. Eğer sizler günah işlemeseydiniz, Allah (c.c.) günahtan sonra tövbe ederek af isteyen bir kavmi getirirdi, buyurarak insan tabiatının dünya ve ahiret sevgisine açık ve günah işlemeye ve tövbeye müsait olduğunu, ama Allah’ı anmaktan geri kalınmaması da gerektiğini tavsiye buyurmaktadır. (Hakim, c. 3, s. 471)

BİR AYET BİR YORUM
“Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi sakınasınız diye sizin üzerinize de oruç farz kılındı.”  (Bakara Suresi, 183. ayet).
Arapça’da “Savm”,  kelimesine karşılık olarak kullanılan Oruç kelimesinin dini literatürdeki anlamı: Allah`ın emrini yerine getirmek ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için ibadet niyetiyle mü’minin, belli süre zarfında her türlü yemeyi, içmeyi ve cinsi ilişkiyi terketmesidir. Yukarıdaki ayette Allah Teala; oruç ibadetinin sadece Muhammed(a.s) ümmetine has bir ibadet olmadığını, bu ibadetin “Sizden öncekilere....” ifadesiyle, bizden önce yaşamış ümmetlerde de var olduğunu belirtmektedir.  Oruç, Hz. Adem’ den son peygambere ve bu peygamberlere uyan toplumlara farz kılınmıştır. Eski Mısırlılarda, Greklerde, Romalılarda orucun varlığı bilinmektedir. Günümüzde Hindular oruç tutmaktadırlar. Örneğin; Yahudiler, Ekim ayına rastlayan yılbaşılarından on gün sonra, gün batımından ertesi günün gün batımına kadar oruç tutarlar, günahların bağışlandığı gün olarak kabul ettikleri bu farz kılınmış oruç gününe “kipur” adını verirler. Ayrıca yılın farklı günlerinde tuttukları başka farz ve nafile oruçları da vardır. Yine müslümanlar Mekke’den Medine’ye hicret ettiklerinde orada bulunan Yahudilerin oruç tuttuklarını müşahede etmişlerdi. Hıristiyanlarda – Tevrat’ta olandan başka- bir oruç yoktur. Hz.İsa kendisine peygamberlik gelmeden önce kırk gün oruç tuttuğu için hristiyan din adamları bunu da ibadet olarak telakki etmişlerdir. Kısaca bu örnekler bize oruç ibadetinin –ayette belirtildiği gibi- bizden önceki ümmetlerde de olduğu ve uygulandığını göstermektedir.
Ayette geçen “Sakınasınız diye......” ifadesi ise oruç ibadetinin bir başka yönünü ortaya koymaktadır. Dinde sakınmak(takva) günahlarla ilgili bir sakınmadır, günahlardan uzak durmak, günaha girmemek için çaba göstermektir. Allah Teala bu söz ile orucun şehveti kırdığı ve nefsin isteklerini yapmaktan alıkoyduğu için takvayı doğurduğunu açıklamıştır. Oruç, sadece insanın bazı isteklerini frenlemesini istemez, aynı zamanda bu ibadetle inananlar, kendilerini bir eğitim sürecinden geçiriyor olmalarıdır. Bu eğitim insana, içten gelen her isteğe boyun eğmeyerek iradesinin gücünü sergilemesini öğretmektedir. Bütün bunlar birarada düşünüldüğünde, oruç ibadetinin insana maddi-manevi bir çok faydalar sağladığı şüphe götürmez bir gerçektir.


ORUÇ

İslâm'ın beş temelinden biri de Ramazan ayında oruç tutmaktır.
Oruç; niyet ederek ve bilinçli olarak tan yerinin ağarmaya başlamasından (imsak vaktinden) itibaren güneş batıncaya (iftar vaktine) kadar yememek, içmemek ve cinsel ilişkiden uzak durmak suretiyle yerine getirilen bir ibadettir.

Orucun Farz Oluşu

Oruç, hicretin ikinci yılında farz kılınmıştır. Orucun Müslümanlara farz olduğu Bakara Suresindeki: "Ey İman edenler! Oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi, sizlere de farz kılındı. Ta ki, korunasınız" âyetiyle bildirilmiştir. Peygamber Efendimiz de, İslâm'ın beş temelinden birinin Ramazan ayında oruç tutmak olduğunu bildirmiştir.

Oruç Kimlere Farzdır?

Bir kimseye orucun farz olması için kendisinde şu üç şartın bulunması gerekir:
Müslüman olmak.
Akıllı olmak. 
Erginlik çağına gelmiş bulunmak.
Bu şartları taşımayanlara oruç tutmak farz değildir. Ancak erginlik çağına gelmeyen çocukları, bünyelerine zarar vermeyecek şekilde oruç tutmaya alıştırmak uygun olur.

Orucun Edasının Şartları

Orucun farz olması için gerekli olan şartlardan başka oruç ibadetinin yerine getirilebilmesi için de bazı şartların bulunması lâzımdır. Bunlar:
Sağlıklı olmak.
Mukim olmak (yani misafir olmamak).
Oruç tutamayacak kadar hasta olanlarla, dinî ölçülere göre yolcu olanlar oruçlarını erteleyebilirler. Hastalar iyileşince, yolcular da ikamet ettikleri yere dönünce tutamadıkları günler sayısınca oruçlarını tutarlar.

Orucun Sıhhatinin Şartları

Oruç tutma şartlarını taşıyan bir kimsenin tutacağı orucun sahih, yani geçerli olabilmesinin şartları da şunlardır:
Oruç tutmaya niyet etmek.
İmsaktan iftara kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiden uzak durmak.
Kadınların ayhali ve lohusa halinde bulunmaması.
Ayhali ve lohusa olan kadınlar, bu hallerinin devam ettiği günlerde oruç tutamaz, namaz kılamazlar. Bu haller sona erince tutamadıkları günlerin oruçlarını kaza ederler. Fakat kılamadıkları namazları kaza etmezler.
                                      

RAMAZAN NÜKTELERİ

Sağ elinin verdiğini sol eline duyurmayanlar...

Ramazan günlerinde çoğunlukla zenginler tebdil-i kıyafetle hiç tanımadıkları mıntıkalara giderler, tenha zamanları kollayarak bakkal, manav dükkanlarına girer ve sorarlarmış:
"Zimem defteriniz (veresiye defteri) var mı?"
Esnaf bu defteri çıkarınca gelen şöyle dermiş:
"Lütfen baştan sondan veya ortadan şu kadar sahifenin yekununu yapınız."
 Esnaf söyleneni yapar, gelen de kesesini çıkarır ve hesabı ödermiş. Ardından da:
"Silin borçlarını... Allah kabul etsin!" der ve çeker gidermiş.
Borcu ödenen, borcu ödeyenin kim olduğunu, borcu sildiren de kimi borçtan kurtardığını bilmezmiş. Çünkü hepsi sadece ve yalnız Allah rızası içinmiş...


Anladık Ramazan başlamış!

Ramazan hilali görülmeyince oruç tutmanın caiz olmayacağını bilen bir tiryaki, hilali görmemek için evinin pencerelerini kapayıp perdeleri de sımsıkı örter: geceleri mahalle kahvesine giderken de başını önüne eğermiş, nasılsa bir su birikintisi içinde hilalin aksini görünce ürkerek şöyle demiş:
- Hey mübarek! Gözüme mi gireceksin, anladık işte ramazan başlamış!..



BİR HADİS BİR YORUM

“Kim, faziletine inanarak ve karşılığını Allah'tan bekleyerek ramazan orucunu tutarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” (Buhari, İman 28, Savm, 6)
Hadiste Ramazan orucunun önemi, kıymeti vurgulansa da ondan daha önemli olan nokta, yapılan bütün ibadetlerin temelini teşkil eden niyet ve samimiyettir. Eğer yapılan ibadette, Allah’ın rızasını kazanma olarak özetleyebileceğimiz niyet yoksa yapılan, sıradan bir fiilden ibaret olacaktır. Burada Peygamberimizin şu özlü sözünü hatırlamakta fayda vardır: “Muhakkak ameller niyetlere göredir.” Niyet o kadar önemlidir ki, sahibini bazen çok yüce mertebelere çıkarır; bazen de aşağıların aşağısına indirir.  Konumuzla ilgili hadise dönecek olursak; Allah Resulü şahsi yönü çok ağır olan oruç ibadetinin mükafatının da çok ağır olduğunu vurgular. Geçmiş günahlarının bağışlanmasını isteyen herkesin Allah’ın bir emri olan orucu tutması gerektiğini, fakat bunu yerine getirirken de herhangi bir dünyalık isteği göz önünde bulundurmamasını ifade eder. Dünyalık istekten maksat, orucu, başkalarına ayıp olmasın, rejim yapayım, midemi dinlendireyim....vs. gibi düşüncelerle tutmamaktır. Madem oruç ibadeti meşakkatli bir ibadettir, o halde bu ibadeti sıradan aç-susuz kalma fiillerine dönüştürmemek için niyetler sağlam olmalı ve orucun mükafatı sadece Allah’tan beklenmelidir. Bu duygu ve düşünce içerisinde tutulan oruçlar veya yapılan diğer ibadetler, Allah katında hakkettiği yeri bulacaktır. Yeter ki, bizler ifa ettiğimiz veya edeceğimiz ibadetlerin karşılığını O’ndan bekleyelim, Rabbimizin mükafatının ve rahmetinin çok engin olduğunu göreceğiz.   


ORUCUN MADDİ VE MANEVİ FAYDALARI

Oruç Ahlâkımızı Güzelleştirir
Ramazan ayı, Müslümanlar için kutsal ve çok mübarek bir aydır. İslâm güneşi bu ayda doğmuş, dünyayı aydınlatan Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim, bu ayda inmeye başlamıştır. Bin aydan daha hayırlı olan Kadir gecesi bu ayın içindedir. İçimizi kötü düşüncelerden, dışımızı çirkin davranışlardan temizleyen oruç bu ayda tutulmaktadır.
Oruç, bizi dünyada kötülüklerden sakındıran, ahirette cehennemden koruyan ve günahlarımızın bağışlanmasına vesile olan önemli bir ibadettir. Oruç, bize daima Allah'ı hatırlatır, sorumluluk duygusunu geliştirir. Kalbimizi kötü duygu ve düşüncelerden temizler, başkalarına fenalık yapmaktan korur. Oruç, bize en güzel ahlâkî davranışları kazandırarak adeta melekleştirir. Orucun farz olmasındaki hikmet, Allah'a karşı kulluk görevini yerine getirmek ve kötülüklerden sakınmaktır.
 b) Oruç; Birlik, Beraberlik, Merhamet ve Yardımlaşma Duygularını Geliştirir
 Hayatında açlık nedir bilmeyen varlıklı bir kimse, yoksulların çektiği açlık ve sıkıntıyı gereği gibi anlayamaz. Fakat bu kişi oruç tutarsa açlığın ne olduğunu anlar ve yoksulların sıkıntılarını yüreğinde daha iyi hisseder, onlara karşı şefkat ve merhamet duyguları uyanır. Bunun sonucu olarak da yoksullara yardım elini uzatır, sıkıntılarını gidermeye çalışır. Oruç ayı sayesinde müslümanlar birbirlerine fitre, zekat, sadaka, iftar ve sahur daveti verirler. Bu ayda insanlar birlikte oruç tutma, iftar açma, ibadet etme firsatlarını bulurlar. Ayrıca ticaret canlanır.
c) Oruç Tutmak İnsanı Sağlıklı Yapar
Bu konuda Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: “Oruç tutunuz, sıhhat bulursunuz.” Senenin onbir ayında yorulan sindirim organları, oruç sayesinde dinlenir. Bilim adamları, orucun sağlık yönünden vücudumuza bir çok faydaları olduğunu belirtmişlerdir.
d) Oruç İnsana Sabırlı Olmayı Öğretir
Oruç tutmakla, belirli bir zaman yeme, içme arzusuna karşı koyan kişi, hayatta karşısına çıkabilecek güçlüklere kolaylıkla sabreder, acılara ve sıkıntılara dayanır, iradesi güç kazanır. Gerektiğinde düşmanla savaşmaktan yılmaz, bu uğurda karşısına çıkabilecek zorluklara dayanmasını bilir.
 
ORUCA NE ZAMAN VE NASIL NİYET EDİLİR?

Orucun önemli bir şartı da niyettir. Niyetsiz oruç sahih değildir. Bu sebeple; niyetin ne zaman ve nasıl yapılacağının bilinmesi gerekir.
Niyet zamanı itibariyle oruçlar ikiye ayrılır:
1- Akşamdan itibaren gündüz kuşluk vaktine kadar niyet edilebilen oruçlar;
Bunlar, Ramazan ayında tutulan, belirli günlerde tutulması adanan oruçlar ile nafile olarak tutulan oruçlardır.
2- İmsak vaktinden önce geceleyin niyet edilmesi gereken oruçlar:
Bunlar da; Ramazanda tutulamayıp başka zamanda kaza edilen Ramazan orucu ile her çeşit keffaret oruçları, başlanıp ta bozulan nafile oruçların kazası ve mutlak olarak adanan (zamanı belirlenmeyen) oruçlardır.
Niyet esasen kalp ile olur. Yani geceleyin, yarın oruç tutacağını kalbinden geçiren kimse niyet etmiş demektir.
 
ORUCU RAMAZANDAN SONRA ERTELEMEYİ MÜBAH KILAN ÖZÜRLER

Özürsüz olarak Ramazan ayında oruç tutmamak günahtır. Ancak bir kimse aşağıdaki durumlarda Ramazan orucunu sonradan kaza etmek şartıyla tutmayabilir veya başlamış olduğu orucu bozabilir. Ancak sonradan ilk fırsatta tutamadığı günler sayısınca oruçları kaza etmesi gerekir.
Bir kimsenin Ramazan orucunu sonraya bırakabilmesi için geçerli sayılan özürler şunlardır:
1) Hastalık.
2) Yolculuk.
3) Zor Görmek.
4) Gebe ve Emzikli Olmak.
5) Şiddetli Açlık ve Susuzluk.
6) Yaşlılık ve Düşkünlük.

BİR HADİS BİR YORUM

Oruç, bir kalkandır, oruçluyu beşeri ihtiraslardan korur. Oruçlu kimse kötü söz söylemesin. Oruçlu, kendisiyle itişip kalkışmak isteyenlere karşı, “Ben oruçluyum” desin. Allah’a yemin olsun ki, oruçlu ağzın açlık kokusu, Allah katında misk kokusundan daha makbuldür.   
Oruç, Allah rızası için yapılan önemli bir ibadettir. Bununla birlikte o, açlıkla birlikte elde edilen faydaları da sağlayarak insana henüz dünyada iken birçok şey kazandırır. Oruç, kazandırdığı büyük sevapla birlikte ruh dinginliği, zihni rahatlık ve sağlık açısından birçok faydalar sağlar. Bu bakımdan insanın iç dünyasında önemli bir otokontrol aracıdır. Oruçla kendi iç dünyasında sürekli muhasebe yapan kimse de birçok günaha karşı kendini daha rahat korur.

RAMAZAN NÜKTESİ

Ramazanda Aksam Namazı

Sultan II. Mahmud devrinden bir zât, Ramazanda bazı ahbap ve tanıdıklarını iftara davet etmiş. Meşhur şair İzzet Molla da davetliler arasındaymış.
Akşam ezanı okunmuş, cemaatle namaza başlamışlar. İmamlık eden zât, namazı neredeyse iki secdeyi bir edecek kadar acele kıldırıyormuş. Çok kısa zamanda sonuncu rekatın  tahıyyâtına gelmişler. O aralık dışarıdan bir adam gelip namaz kıldıklarını görünce:
"Hazır abdestim varken ben de cemaate yetişeyim" diye düşünüp safa dahil olacağı sırada cemaat selam vermiş. İzzet Molla dönüp adama şöyle demiş: "Be adam! Biz içinde iken yetişemiyoruz, sen dışarıdan gelip nasıl yetişeceksin?"


KISSADAN HİSSE
    
Hz. İsa ve Hasta Allah Dostu

 Hz. İsa (a.s.), halkın arasında gezindiği bir gün, yüzünde alacalıkları olan ve oldukça çökmüş bulunan birine rastlar. Adamın kendi kendine: Allah’ım sana ne kadar şükretsem azdır. Birçok insanın müptela olduğu hastalıklardan beni kurtardığın için sana şükürler olsun, diye dua etmektedir. Oysa görünürde derin yaralar içinde olan şahsın bu duası Hz. İsa (a.s.)’ nın dikkatini çeker ve adama dönerek, kardeşim ben bakıyorum ki sen derin bir hastalık çekmektesin, sen hangi kurtulmuş olduğun dertten bahsederek şükrünü ifade etmektesin. Hasta adam dönerek ve Hz. İsa (a.s.)’yı tanıyarak ona şöyle seslenir:
Ey Rûhullah! En derin dert ve derin hastalık ve de derin bela, kalbin Allah’ dan gafil ve mahrum olarak yaşamasıdır. Şükürler olsun ki, ben Allah’la beraberim ve bunun zevkini yaşamaktayım.  Adamın bu manidar sözü, Hz. İsa (a.s.)’ yı derin duygulara sevk eder ve Allah’a, o kulunun bedenindeki hastalıktan kurtulması ve şifa bulması için dua eder. (M. A. KÖKSAL, Hak Dostlarının Örnek Ahlakı)

 

Bu haber 2219 kez okundu.

FOTOĞRAF GALERİSİ

Bu habere ait başka fotoğraf bulunmamaktadır.
Yorumlar
    Henüz bu habere ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz