söke ekspres gazetesi
  • söke ekspres gazetesi



ORUÇ VE ÇOCUK


ORUÇ VE ÇOCUK

 

Orucun farz olmasının şartlarından biride buluğ çağına erişmiş mükellef olmaktır. Mükellef olmayan çocukları oruca yavaş yavaş alıştırmak gerekir tekne orucu deriz ya yada diş kirası halk arasında söylenir, çocukları oruca alıştırmanın isimleridir.

Şimdilerde unutulmakta olan bir adet çocukların tuttukları oruçların satın alınması. Bir çocuk ilk orucunu tuttuğu zaman evde anne babası dedesi akrabaları, komşuları orucunu sevabını almak isterlermiş. Büyükler farklı hediyeler ve harçlık verirler, en fazla hediyeyi veren orucu satın alırmış. Bu tatlı latife ile oruç tutan çocuk ödüllendirilmiş hem de oruç kendisine sevdirilmiş olurdu.

 

Çocuklarımıza öğütler:

 

İslam, hayatımızın her anında Edepli olmanın kurallarını hem sizlere hem de biz büyüklere bildirmiş. Hiç şüphesiz, Ramazan Adabı olarak bilinen bu kuralları, eksiksiz uygulamakla, aile ve toplumumuz içinde çok değerli bir seviyeye yükseltmiş ve Allah’ın rızasını kazanmış oluruz. Bu kuralları beraberce düşünelim ve de uygulayalım

 

1. Yaş ve sağlık durumu iyi ve uygun olan çocuklar mutlaka “oruç” ibadetini maddi ve manevi sonuçlarını Allahtan isteyerek, oruç tutmalıdırlar.

 

2. Ramazan ayına ve oruçlu Müslümanlara saygının bir işareti olarak sokakta, caddede, durakta, büfe önlerinde, ,sinema ve tiyatro salonlarında kahvehanelerin yani cafelerin açık alanlarında meşrubat satılan yerlerde, lokantaların önlerindeki açık alan masalarında kesinlikle yemek, içmek suretiyle oruç tutan Müslüman kardeşlerimizi üzmeyelim. Bu inançlara ve insan onuruna bir saygıdır. 

 

Yaşlı büyüklerimizin anlattığı gibi benim rahmetli babaannem Azerbaycanlıydı o da anlatırdı derdi ki: “Ramazan ayında Ermeni komşularımız bize saygı gösterir dışarıda yemek yemezlerdi“ Bugünde aynı mahallede aynı sokakta hatta komşu evlerde yaşayan Süryani, Rum ve Musevi vatandaşlarımız Ramazan ayı başlayınca evlerinin dışında kesinlikle tek lokma yemek tek yudum su içmezlermiş işte bu davranışlar edeptendir. İnsana saygı gereğidir.

 

3. İftara gittiğiniz veya iftara çağırdığınız ailelerin iftar sofrasına, büyükler oturmadan geçip oturmayınız.

 

4. Evinize davet ettiğiniz aileler gelince, çocukları ile evde bağırarak. Taşkınlık yaparak oynamanız, asla hoş karşılanmaz.

 

5. Evinize gelen misafirlere hizmet etmekte anne ve babanıza yardım etmeniz, takdir ve tebrikle karşılanır.

 

6. Ramazanın en coşkulu ibadetlerinden biride biliyorsunuz “Teravih Namazlarıdır” Camiye zamanında gelmek, büyüklere yer vermek, cami içine koşturmadan, gürültü etmeden gelip vaz-ü nasihatleri dinlemek edeptendir. Namaz sırasında gülmek fısıldaşmak, namaz adabına uymayan davranışlarda bulunmak cemaate saygısızlıktır.

 

7. Bu mübarek ayda,  fakir, yoksul, yetim, öksüz, engelli, aç, susuz, hasta, çaresiz, yolcu, kimsesizler gibi muhtaçlara “zekât”, “fitre”, “sadaka” vermek çok büyük edep tavrıdır. Çok sevaplı ibadetlerdendir.

 

Ne mutlu Müslümanlara… 

Ne mutlu Ramazan’ın gürül gürül akan, ibadet, kulluk, bağışlanma ırmağında 30 gün yıkanıp arınanlara…

Hazırlayan; Figen Yılmaz

 

———————————————

BİR AYET BİR YORUM

 

“Ey iman edenler! Sizden öncekilere farz kılındığı gibi sakınasınız diye sizin üzerinize de oruç farz kılındı.”  (Bakara Suresi, 183. ayet).

 

Arapça’da “Savm”,  kelimesine karşılık olarak kullanılan Oruç kelimesinin dini literatürdeki anlamı: Allah`ın emrini yerine getirmek ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için ibadet niyetiyle mü’minin, belli süre zarfında her türlü yemeyi, içmeyi ve cinsi ilişkiyi terketmesidir. Yukarıdaki ayette Allah Teala; oruç ibadetinin sadece Muhammed(a.s) ümmetine has bir ibadet olmadığını, bu ibadetin “Sizden öncekilere....” ifadesiyle, bizden önce yaşamış ümmetlerde de var olduğunu belirtmektedir.  Oruç, Hz. Adem’ den son peygambere ve bu peygamberlere uyan toplumlara farz kılınmıştır. Eski Mısırlılarda, Greklerde, Romalılarda orucun varlığı bilinmektedir. Günümüzde Hindular oruç tutmaktadırlar. Örneğin; Yahudiler, Ekim ayına rastlayan yılbaşılarından on gün sonra, gün batımından ertesi günün gün batımına kadar oruç tutarlar, günahların bağışlandığı gün olarak kabul ettikleri bu farz kılınmış oruç gününe “kipur” adını verirler. Ayrıca yılın farklı günlerinde tuttukları başka farz ve nafile oruçları da vardır. Yine müslümanlar Mekke’den Medine’ye hicret ettiklerinde orada bulunan Yahudilerin oruç tuttuklarını müşahede etmişlerdi. Hıristiyanlarda – Tevrat’ta olandan başka- bir oruç yoktur. Hz.İsa kendisine peygamberlik gelmeden önce kırk gün oruç tuttuğu için hristiyan din adamları bunu da ibadet olarak telakki etmişlerdir. Kısaca bu örnekler bize oruç ibadetinin –ayette belirtildiği gibi- bizden önceki ümmetlerde de olduğu ve uygulandığını göstermektedir. 

 

Ayette geçen “Sakınasınız diye......” ifadesi ise oruç ibadetinin bir başka yönünü ortaya koymaktadır. Dinde sakınmak(takva) günahlarla ilgili bir sakınmadır, günahlardan uzak durmak, günaha girmemek için çaba göstermektir. Allah Teala bu söz ile orucun şehveti kırdığı ve nefsin isteklerini yapmaktan alıkoyduğu için takvayı doğurduğunu açıklamıştır. Oruç, sadece insanın bazı isteklerini frenlemesini istemez, aynı zamanda bu ibadetle inananlar, kendilerini bir eğitim sürecinden geçiriyor olmalarıdır. Bu eğitim insana, içten gelen her isteğe boyun eğmeyerek iradesinin gücünü sergilemesini öğretmektedir. Bütün bunlar birarada düşünüldüğünde, oruç ibadetinin insana maddi-manevi bir çok faydalar sağladığı şüphe götürmez bir gerçektir.

 

Bu haber 140 kez okundu.

FOTOĞRAF GALERİSİ

Bu habere ait başka fotoğraf bulunmamaktadır.
Yorumlar
    Henüz bu habere ait yorum bulunmamaktadır. Yorum Yaz